BAHÇELİ’den TARİHÎ ÇIKIŞ
Türkiye, gün geçmiyor ki bizi şaşırtan bir olay olmasın diyebileceğimiz kabilinden bir ülke. Kısa süre önce Narin’in öldürülmesi ve ardındaki giz perdesinin görünen o ki başka derin sebeplerle henüz aydınlatıl(a)maması, ardından madde bağımlısı bir gencin hayatının baharındaki iki genç kızı vahşice katletmesi, üniversite öğrencisi Rojin’in kaybolması ve yaklaşık iki hafta sonra cesedinin bir derede bulunması ve babasının yürekleri yakan feryadı ve son olarak yeni doğan bebeklerin bir kaç bin lira için öldürülmesi olayında adı geçen ve doktor ve hemşirelerin de içinde bulunduğu çetenin, cesur ve yiğit bir savcının makamında tehdit edilmesini kayda alarak söz konusu yeni doğan çetesini ifşa etmesi…
(Ben bu yazıyı hazırladığım dakikalarda Yenidoğan çetesi, skandalına ilişkin verilen araştırma önerisi AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.)
Nereden baksanız akıllara durgunluk veren gelişmeler, kan donduran olaylar, izahı mümkün olmayan cinayetler ve söylemler. Böylesi bir ortamda neredeyse tamamiyle kaybolan toplumsal güven ortamının artık esamesinin dahi okunmadığını söylemek güç değil. Artık kendimizi, sağlımızı, bedenlerimizi emanet ettiğimiz doktorlara güvenemez hâle geldiğimiz bir noktadayız. Böylesi durumlarda köşemize çekilip toplum olarak kutuplara ayrılmak yerine daha fazla birlik ve beraberlik içinde olmalı ve içimizdeki kötüleri eritmeye çalışmalıyız diye düşünüyorum. Her şeyi devlet olgusundan beklemek aklı kıtların işidir. En nihayetinde toplumu oluşturan bireydir. Birey olarak kendimizi geri çeker ve her şeyden izole olursak adaletli ve nitelikli bir toplum oluşumu nasıl sağlanabilir ki?
Terör denilen şeyin ne kadar da konjonktürel, tekel, keyfi, don lastiği gibi çektiğin yöne uzayan, iki dudak arasından çıkan söylemden ibaret olduğuna bir kez daha capcanlı şahit olduğumuz zamanlar…
Bahçeli’de Tarihî Çıkış
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli önceki gün partisinin grup toplantısında belkide tarihe geçecek minvalde bir konuşma gerçekleştirdi. Avro-Amerikan icadı PKK’nın yıllardır İmralı Ceza Evi’nde bulunan lideri Abdullah Öcalan için, ‘Eğer PKK’ya silah bıraktıracaksa tecrit edilsin, gelsin ve milletin meclisinde konuşsun ve silahlar bırakılsın desin.’ şeklinde yaptığı açıklama gündemde şok etkisi yarattı. Radyolarda, sosyal medyada bu konu konuşuldu ve vatandaşın nabzı ölçüldü. Bizzat şahit olduğum bir radyo kanalına katılan halktan konuşmacıların büyük bir çoğunluğu devlet aklına güvendiklerini ve böyle bir karar alınacaksa bunun devlet ve millet olarak arkasında durulması gerektiği şeklinde mesajlar vermesiydi. Böylesi bir konuda tabanın vereceği tepkinin hükümetin karar mekanizmalarını doğrudan etkileyeceği bilinirken bakalım gelecek günler bizlere neler gösterecek. Devlet kanadından bu yönde açıklamar gelirken, bir diğer merak konusu olan husus Avro-Amerikan tasmasını son deliğine kadar sıkıştırılmış olarak boynunda taşıyan PKK bakalım bu boyunduruktan kurtulabilecek mi? Özge bir deyişle, ABD bu gelişmeler karşısında nasıl bir tutum sergileyecek.
Unutmayalım..! Türkiye’nin ilerlemesinin önündeki en büyük engel etnik ayrışma ve bunun müsebbibi olan terördür. Yaşam statik bir olgu değil. Dolayısıyla geçmişe takılıp kalamayız, her iki taraf da yaşananları sineye çekmek zorunda. Ümit ediyorum ki sn. Bahçeli’nin bu adımı karşılık bulur ve bir ur gibi büyüyen terör belasından kurtuluruz.
Görelim mevlam neyler, mevla neylerse güzel eyler…
Saygı, sevgi ve hürmetlerimle…



