DEMOKRASİ DEĞİL TİRAN’lık (Chp’li Belediyelere Yapılan Operasyonlar)
DEMOKRASİ DEĞİL TİRAN’lık (Chp’li Belediyelere Yapılan Operasyonlar)
Temmuz 06, 2025
CHP’ye yönelik olarak Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan itibarsızlaştırma süreci, ülke genelinde CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarla devam ediyor. Çeşitli suçlamalar ile itham edilen söz konusu belediyeler en çok da yolsuzluk karalamasıyla suçlanıyorlar. Bu belediyelerin haklarında iddia edilen suçlara bulaşıp bulaşmadıkları bir tarafa, yapılan operasyonların sadece CHP’li belediyelere yönelik olması yaşananların düşündürücü olmasının yanında siyasî bir müdahale olduğu hissini güçlendiriyor. Bu bağlamda Lenin’e atfedilen bir sözü alıntılamayı uygun buluyorum. Şöyle diyor Lenin; “Hukuk, siyasetin fahişesidir.” Bu veciz deyiş tam da ülkemizdeki siyaset-hukuk ilişkisini özetler nitelikte…
Geçtiğimiz hafta içinde evvela İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç SOYER, bu hafta ise Adana, Antalya ve Adıyaman belediye başkanları gözaltına alınırken, Manavgat Belediyesi’ne rüşvete suçüstü yapıldı ve belediye başkan yardımcısı rüşvet alırken suçüstü yakalandı. Bu operasyonların bu kadar ardı ardına gelmesi, yaşananların komplo olma ihtimalini de düşündürmüyor değil. Aksi halde yaşananlardan ders alıp bazı olumsuzlukların ve hatalarının üstünü örtmeleri ve teyakkuzda olmaları beklenirken gün geçmiyor ki CHP’li bir belediyeye operasyon yapılmasın yahut CHP’li bir belediye başkanı hakkında gözaltı kararı alınmasın…
Tabiî ki de bir yurttaş olarak, seçim arefelerinde partilerce dillendirilen şeffaf ve dürüst belediyecilik mottosunun karşılık bulmasını ve yanısıra halkın tercih ettiği kişilerin demokrasinin gereği olarak görevlerine devam etmelerini arzu ediyoruz. Fakat gelinen noktada iktidarı ve görece kritik öneme sahip belediyeleri kaybetme korku ve kaygısı taşıyan hükümetin binbir sebeple (bahaneyle de diyebilirsiniz) muhalefetin idaresinde olan belediyelere operasyon düzenlemesine ve bu doğrultuda gözaltına alınmalara ve dahi tutuklanmalara tanık oluyoruz. Özgür Özel’in, partisinin lideri olarak yaptığı açıklamalar, medya gücünü de elinde bulundurmaları sebebiyle iktidar aleyhine de facto bir hareketi içerecek minvalde gelişmiyor ve böylelikle kamuoyu oluşturmuyor. Fakat epey bir içerlenmiş olan CHP tabanı ve üst düzey parti yetkilileri adına konuşarak “Ben halkı ne zaman sokağa dökeceğimi bilirim.” şeklinde açıklama yapan Özgür Özel, yapılanların sineye çekilmediğini ifade etmiş oldu.
Machiavellist Tutum
Operasyonların siyasi mi hukukî mi tartışmalarının yoğunlaştığı zeminde Erdoğan’ın; ‘Bağımsız yargının kararı beklenmeli…’ ifadeleri sanki gözümüze sokar gibi bizlerle alay edildiğini hissettiriyor. İktidarda kalma adına Machiavellist bir tutum sergileyen Ak Parti cenahı her türlü despotluğu kendine hak görüyor. Mevcut hükümetin halktan beklentileri nedir? Ne istiyorlar? Neyi bekliyorlar? Koşulsuz şartsız tek adamlığa teslim olmamız mıdır istenen? Yoksa sadece CHP’li belediyelerle kalmayan, hatta daha fazlasının yapıldığını tahmin ettiğimiz Ak parti belediyelerinin yaptıklarını görmezlikten gelmemiz, sineye çekmemiz midir istenen? Bu kadar gözaltılar ve görevden uzaklaştırmaların olduğu bir vasatta Akp’li herhangi bir belediye hakkında benzer bir operasyona tanık olmamamız nasıl izah edilir ve yaşananların siyasî değil hukukî bir süreç olduğuna nasıl ikna olunur? Akp’li belediyelerde geçmişte yaşanan ve sosyal medyaya düşen son derece ahlaksız tek gecelik ilişki tekliflerini nasıl unutalım! (Hatırlayacaksınız, Antalya’nın Aksu Belediyesinde ruhsat isteyen kadına ahlaksız ilişki teklif edilmiş ve olay basına yansımıştı.) İki dönem önceki yerel seçimlerde İstanbul’un bütün ilçelerindeki Ak Parti başkan adaylarının Karadeniz kökenli olmasını nasıl karşılayalım? Bu liyâkat mıdır yoksa yolsuzluğa gidilen yolda aranan sadâkat mı? Hangisi?
Peki 2017 yılında mental yorgunluk bahanesiyle âdeta Erdoğan tarafından zorla istifa ettirilen Akp’li belediye başkanları için ne demeliyiz? Bu kişileri seçen halk değil mi? O halde bırakın mental yorgunluk ya da başka bir gerekçeyle değişiklik kararını halk versin. Değişikliği vatandaş talep etsin. Yerine gelecek kişiyi de yine vatandaş belirlesin. Demokrasinin gereği olarak bu zemini hazırlamak hükümetin görevi değil mi? Maalesef gördüğümüz demokrasi kılıflı Tiranlık…
Saygı ve hürmetlerimle…
KADİR TURAN



