site okul selçuk izmir

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 19°C
Az Bulutlu
site belediye selçuk izmir

Minos Uygarlığı ve Knossos Sarayı

Yunanistan ilk bronz dönemini yaşarken, güneydeki verimli Girit adasında daha gelişmiş bir kültür ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu uygarlık, sonraki yüzyıllarda denizci, tüccar ve zengin bir kavim olarak tanınan Minos Uygarlığı’dır.

Minos Uygarlığı ve Knossos Sarayı
24.08.2020
A+
A-

Knossos Minos Uygarlığı’na başkentlik yapmış antik şehirdir. Girit’in kuzeyinde, Kandiye şehri yakınlarındadır. Knossos Sarayı, antik kentin en önemli yapısıdır. Antik kazı alanından çıkan objelerin birçoğu Kandiye Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Çıkan objelerden en ünlüsü tüm Girit ile özdeşleştirilen yılanlı ana tanrıça figürüdür. Knossos Sarayı’nı ortaya çıkaran arkeolog Arthur Evans, sarayın sanatı ve mimarisi hakkında değerli bilgilerin günyüzüne çıkarılmasında büyük rol oynamıştır. Burada sarayın temellerinde neolitik çağa kadar giden yerleşim tabakaları bulunmaktadır. Ancak Knossos’taki sarayın ilk olarak milattan önce 1900 yılı civarında inşa edilmeye başlandığı bilinmektedir. Knossos Sarayı çok sayıda avlu ve odalardan oluştuğu için labirenti andırmaktaydı. Bu nedenle Theseus ve Minotor canavarı efsanesine konu olmuştur.

Minos Uygarlığı
Yunanistan ilk bronz dönemini yaşarken, güneydeki verimli Girit adasında daha gelişmiş bir kültür ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu uygarlık, sonraki yüzyıllarda denizci, tüccar ve zengin bir kavim olarak tanınan Minos Uygarlığı ’dır. Tarihçilerce kabul edildiği gibi bu kültür, sonraki Aka (Miken) medeniyetini sosyo-kültürel olarak etkilemesi ve doğu-batı kültürleri arasında bir taşıyıcı rol üstlenmesi açısından Avrupa tarihinin ilk gelişmiş uygarlığı kabul edilir. Bu nedenle de Yunan tarihi içerisinde işlenir. Ancak buradaki halk, sonraki Hint-Avrupalılardan sayılan antik Greklerden (Yunanlar) farklı bir halktır.
Bu uygarlığın kökenleri Neolitik döneme kadar gitmektedir. Adanın ilk sakinlerini M.Ö. 12.000 yılları gibi erken Paleolitik dönemlerde görmemize rağmen, adaya Neolitik kültürü getirenler, büyük ihtimalle M.Ö. 6.000 dolaylarında Anadolu’dan bu adaya gelen göçmenlerdir. Adanın doğu kültürleriyle bu erken dönemlerden itibaren ilişkide olması da, Girit halkının sonraki dönemde yüksek bir medeniyete kavuşmasını sağlamıştır. Neolitik dönemde adanın çeşitli yerlerinde yerleşimler kuran Giritliler, özellikle tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçinmekteydiler.
Buna ek olarak Anadolu ve kuzeydeki Kyklad adalarıyla daha bu dönemden itibaren ufak çaplı ticari ilişkilere başlamış olabilirler. Adadaki Neolitik kültür, özellikle M.Ö. 3600’lerden itibaren Kalkolitik kültüre dönüşmüştür. M.Ö. 3000’den itibaren ise Bronz çağına girilir. Adada kazı yapan Sir Arthur Evans, Girit’in Tunç Çağı uygarlığına, adanın efsanevi kralının adından dolayı “Minos Uygarlığı” olarak adlandırmıştır. Minos Uygarlığı, sonraki Akha (Miken) medeniyetini sosyo-kültürel olarak etkilemesi ve doğu-batı kültürleri arasında bir taşıyıcı rol üstlenmesi açısından Avrupa tarihinin ilk gelişmiş uygarlığı kabul edilir.

Sarayların Ortaya Çıkışı
Buradaki kültür, tarihçilerin fikir birliğiyle M.Ö. 2100’e kadar Erken Minos Dönemi olarak adlandırılır. Bu erken dönemde yerleşim yerleri büyümüş ve ilk şehirler ortaya çıkmaya başlamıştır. Şehirlerin ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte köy yaşamının eşitlikçi temele dayanan klan sistemi de bozularak, ilk hiyerarşilerin ve elit kesimlerin oluştuğunu görürüz. Yine bu dönemde, sonraki ihtişamlı sarayların ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır. M.Ö. 3. binyılın sonlarına doğru Bronz döküm tekniklerinin gelişmesi ve uzun gemilerin ortaya çıkmasıyla Girit, özellikle Mısır ve Akdeniz çevresindeki uygarlıklarla geniş ticari ilişkilere başlamış ve M.Ö. 2100’den itibaren Orta Minos Dönemi’ne girmiştir. Bu dönemden sonra merkezi yönetimler güçlenmiş; başta adanın kuzey kıyısındaki Knossos olmak üzere Zakro, Mallia ve Phaistos şehirlerinde büyük saraylar kurulmuştur.
Sonraki zamanlarda, özellikle antik Grekler arasında anlatılan meşhur Labirent Efsanesi bu saraylara dayanmaktadır. Duvarları büyük oranda taştan yapılan bu yapıların zemin, tavan ve kapıları kaliteli el işçiliğine sahip tahtalardan yapılmaktaydı. Sarayların tasarımı ışıklı ve havadardı, gelişmiş bir kanalizasyon sistemine sahiptiler. Ayrıca birkaç katlı olan bu muhteşem yapılarda, merkezde kralın ve hanedanın kaldığı dairelere ek olarak, krallığın her yerinden gelen erzakların depolandığı ve çeşitli idari, ekonomik işlerin yapıldığı yüzlerce oda bulunmaktaydı.

Doğal Felaketler
Bu sarayların her birinde bir kral olmak üzere, bunların yanlarında da zengin bir aristokrat sınıfının varlığı bilinmektedir. M.Ö. 1900’lere doğru Knossos’daki kral, diğer sarayları hâkimiyeti altına alarak, Girit’i tek bir yönetim altında birleştirmiştir. Ancak M.Ö. 1700’lere doğru Girit’te sıkıntılar baş gösterir. Saraylar büyük bir deprem sonucu veya Anadolu’dan gelen bir istila sonucu yıkılmıştır. (İlk Saraylar Dönemi-M.Ö. 1900-1700) Ancak bu sıkıntı uzun sürmemiş, hemen ardından saraylar daha geniş ve ayrıntılı olarak inşa edilmiştir.
Bu zaman zarfında adanın her yerinde şehirler kurulmuş ve nüfus artmıştır. Bu dönemden itibaren ise Minos Uygarlığı’nın en refah dönemi başlamıştır. Ancak M.Ö. 1600 civarında yine bir felaket yaşanmış ve depremler yüzünden saraylar tekrar yıkılmıştır. Ancak Giritlilerin çalışkanlıkları ve sıkı çalışmaları sonucu saraylar eskisinden de güzel ve ihtişamlı bir şekilde yeniden inşa edilmiştir.

Minos Uygarlığı ve Ticaretin Önemi
Minos Uygarlığı’nın etkisi, özellikle Yunanistan’daki Peloponnes Yarımadası’nın kuzeydoğu bölgesinde kurulan Miken şehrindeki el işi bulgularda kendini gösterir. M.Ö. 1600’lere tarihlenen arkeolojik bulgular, bu dönemden itibaren Girit’in bu bölgeyle ticaret yaptığını ve Miken’in gelişmiş bir medeniyet olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri olduğunu gösterir. Minos Uygarlığı, yine bu dönemde Yunanistan’ın yanında Mısır ile de ticari ilişkisini sürdürmekteydi.

Mısır’ın delta bölgesindeki şehirlerde bulunan Minos seramikleri ve rölyefler, Giritlilerin buralarda tacir ve paralı savaşçılar olarak bulunduğunu göstermesine ek olarak, M.Ö. 1900’den itibaren kullanılmaya başlayan resimlerden oluşan piktografik yazı ve sonraki iki yüzyılda geliştirilen, hecesel Linear-A denilen Girit saraylarında rastlanan yazılar, büyük ihtimalle Mısır’daki hiyeroglif yazıdan esinlenerek oluşturulmuştur. Aynı şekilde Doğu Akdeniz kıyılarındaki Kenan uygarlıklarında bulunan arkeolojik verilerdeki Girit etkileri, Giritlilerin bu bölgelerle de ticari ve kültürel ilişkilerde bulunduğunu kanıtlamaktadır.

Bu gelişmiş uygarlık, M.Ö. 1400’de bir depremle daha sarsılır ve medeniyet büyük yara alır. Bunu değerlendirenler ise, adaya M.Ö. 1370’lerde hâkim olan Mikenlerdir. Mikenler, adadaki medeniyeti ortadan kaldırmaktan ziyade, benimseme yoluna gitmişler; Minos’ta kullanılan Linear-A yazısından esinlenerek, tarihçilerin Linear-B dedikleri ilk Yunanca yazıyı ortaya çıkarmışlardır. Özellikle tabletler üzerine işlenen bu yazı türü ile ilgili kalıntılar, M.Ö. 1370’den itibaren Girit’te ve Yunanistan’daki Miken kültürü merkezleri olan Miken ve Pylos gibi şehirlerde görülmeye başlamıştır.

Minos Uygarlığı ve Kültürü
Avrupa uygarlığının ilk şafağı sayılan Minos Uygarlığı, Kuzey’deki ilk Yunanlar olan Miken (Aka) Medeniyeti’ne olan etkilerinden dolayı batı kültüründe özellikle önemsenir. Buna ek olarak Minos Medeniyeti, Akdeniz çevresindeki medeniyetlerin ortasında bulunan bir durak noktasında yer almasından dolayı, İlk Bronz Dönemi’nden itibaren gelişmiş Yakındoğu kültürleriyle de ilişkiye girerek, kısa sürede yüksek bir medeniyet vücuda getirmiştir.

Giritliler, temelde deniz ötesi ticaret yapan tüccar insanlardı. Ancak bu tüccarlık özel olmayıp, devletin tekelinde bulunmaktaydı. Şehirlerin çevresindeki emekçilerin ürettikleri tarımsal, hayvansal ürünler ile bronz, çömlek, seramik gibi zanaat malları sarayda toplanır; sayımı ve organizasyonu yapılarak bir kısmı krallık için kullanılır, bir kısmı ise deniz ötesindeki devletlere satılırdı. Ticaret işlemlerinin deniz ötesine yapılması, Giritlilerin erkenden güçlü bir donanmaya sahip olmalarına neden olmuştur. Bu donanmayla Doğu Akdeniz kıyılarına gitmelerinin yanında, İber Yarımadası (İspanya) gibi uzak batıya seyahat ederek, buralardan bakır ve kalay gibi madenler elde etmişlerdir.

Bu kaynakları adaya getirerek, burada bulunan tunç ergitme evlerinde bronza dönüştürüp çevre medeniyetlere satmışlardır. Bu gelişmiş ekonomik faaliyetlerle zenginleşen uygarlık, yukarıda belirttiğimiz saraylar ve çevrelerinde yer alan güzel ve ayrıntılı şehirler meydana getirmişlerdir. Ancak çevredeki diğer uygarlıklardan farklı olarak, saraylarının ve şehirlerinin çevrelerini surlarla çevirmemişlerdir. Bu durum da adada güçlü bir egemenliğin, şehirler arasında barış ve uyumun olduğunu gösterir.

Bu egemenliği sağlayan krallara, Mısır’daki egemenlere verilen firavun gibi bir unvan olan Minos denmekteydi. Kralın en üstte yer aldığı bu düzende, krala yardımcı olan geniş bir memurlar kadrosu bulunmaktaydı. Ele geçen mühürlerdeki işaretlerin gösterdiğine göre, her birinin sarayda belirlenen ayrı ayrı görevleri bulunmaktaydı. Memurların tümünün sarayda kedine ait dairesi bulunmaktaydı.

Sanat
Sarayda bulunan bu dairelerin duvarlarında alçı üzerine boya ile günlük hayatı ve dini törenlerini aksettiren ve tarihçilerin Minos Uygarlığı’nın birçok yönünü tanımasını sağlayan, perspektife sahip güzel resimler bulunmaktadır. Heykeltıraşlıkta anıtsal eserler yapılmadı; ancak “Yılanlı Tanrıça” gibi sanat değeri yüksek figürinler yapıldı. Girit sanatının diğer ürünleri mühür oymacılığı, mücevhercilik, taş, metal, fildişi işlemeciliğidir. “Parisli Kadın” freski dönemin kadınlarının giyim-kuşam ve makyajlarını gösteren güzel bir örnektir.

Yine resimlerde, o dönemdeki diğer medeniyetlerde olmayan bir özellik olarak, Giritli kadınların toplum hayatına karıştığını görürüz. Resimlerdeki kadınlar, kaliteli güzel kumaşlardan giysiler giymekte ve modern zaman modasına benzeyen makyajlara, saç şekillerine sahiptirler. Resimlerin gösterdiğine göre erkeklerle birlikte çeşitli organizasyonlara, dini törenlere ve festivallere katılmakta, çeşitli işlerde çalışmaktaydılar. Bu özellikleriyle Giritli kadınlar, sonraki dönemlerde kapalı bir hayat yaşayan Yunan kadınlarından tümüyle ayrılırlar.

Yazı
Minos yazısına ayrıntılı olrak bakıldığında iki tür yazının kullanıldığı görülür. M.Ö. 1900’den itibaren kullanılmaya başlayan ve resimlerden oluşan piktografik yazı ve M.Ö. 1600’lerden sonra geliştirilen, bir tür çizgi yazısı olan Linear-A denilen ve Girit saraylarında rastlanan yazı. Akalar, Minos’ta kullanılan Linear-A yazısını kendi dillerine uydurarak Linear-B denilen ilk Yunanca yazıyı kullanmışlardır. MÖ 1450’lerden sonraya tarihlenen Linear B yazısı, Girit’te sadece Knossos’ta ele geçmiştir. Oysa Yunanistan’daki Mykenai ve Pylos gibi çeşitli Akha merkezlerinde bu yazıyla yazılmış çok sayıda tablet bulunmuştur. Demek ki, Girit’te önce Linear A yazısı kullanılmış, M.Ö. 1450’de Yunanistan’dan gelen Akhalar Liner A yazısını Linear B’ye dönüştürmüşlerdir. Bu yeni yazı sistemi Yunanistan’daki Akhalar tarafından benimsenmiştir. Linear A yazısı henüz çözülememiştir. Linear B yazısı ise İngiliz mimar Michael Ventris tarafından çözülmüştür.

Din
Resimlerin ve arkeolojik buluntuların gösterdiğine göre Giritliler, yüksek dağ tepelerine veya şehir içindeki geniş alanlara açık hava tapınakları inşa etmekteydiler. Buralardaki sunakların etrafında çeşitli kutsal törenler düzenlerler ve yine dini bir tören olması muhtemel olan, kadın ve erkek akrobatların boğa üzerinden ustalıkla atlayarak gerçekleştirdikleri bir çeşit oyunu gerçekleştirirlerdi. Buna ek olarak Giritliler, Hint-Avrupalı kavimlerde fazla görülmeyen bir ana tanrıçanın başta olduğu çok tanrılı bir panteona sahiptiler. Girit dininde matriyarkal görüşlerin etkisi altında tanrıçaların önemli bir yer aldığı anlaşılmaktadır. Girit mühürleri üzerinde yer alan ana tanrıça tasvirleri buna kanıt olarak gösterilmektedir.

Savaş
Arkeolojik kalıntılar arasında fazla bulunmasa da, Giritlilerin mezarlarındaki silah buluntularından anlaşıldığına göre, savaşçılara önem vermekte olduklarını, M.Ö. 1500’den itibaren çevredeki medeniyetlerde var olan savaş arabası birliklerinin Giritlilerde de var olduğunu ve bir savaş filosu bulundurduklarını söyleyebiliriz. Büyük ihtimalle bu askeri birliklerle, Mikenlerden önce Ege Havza’sındaki adalarda ve Batı Anadolu’daki Miletos şehrinde hâkimiyet kurmuşlardır.

Mimari
Girit mimarisinin en belirgin eserleri saraylardır. Sir Arhtur Evans’ın Knossos’ta gerçekleştirdiği kazılar, Girit saray mimarisi ve sanatı hakkında bilgiler vermiştir. Saraylar genellikle iki katlı, çok odalı ve avluluydu. Ayrıca atölye gibi mekanlar bulunmakta ve gelişmiş bir kanalizasyon sistemine sahip olan yapılardı. Saraylar, biri ana avlu olmak üzere birkaç avlu etrafına dizilmiş çeşitli işlevlerdeki mekanlardan oluşmuş oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.

Kaynakça:
Antik Yunan Tarihi – Minos Uygarlığı – Dr. Eren Karakoç

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.