site okul selçuk izmir

DOLAR 7,8243
EURO 9,3584
ALTIN 448,79
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 18°C
Parçalı Bulutlu
site belediye selçuk izmir
18.04.2020
A+
A-

Değerli okuyucular, tam da birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz böyle bir dönemde insan insana farklı düşüncelerinden ötürü nefret kusar mı? Aklıselim sahibi olsa bunu yapmaz tabi, ama özellikle siyaseten en aşağıdan en yukardaki ağabeylerine yaranmak maksadıyla yandaşçılık oynayanlar bunu gözü dönmüşçesine yapabilir mesela.

Yok, öyle makam ve sıfat sahibi siyaset mensuplarından değil, Sosyal Medya sayfalarında kendi düşündüğü paralelde olmayanlara yönelik böyle bir zamanda dahi salyalar dökerek, gün görmemiş sinkaflı ifadeler kulanarak saldıranlardan bahsediyorum. Üstelik bu meczupların çoğu da kendi sayfalarında yandaşlığın yanında gazeteciliği(!) de oynamaktalar. Ayrıca bu meczublar, kimbilir hangi başka bir meczubun yada trollerin sayfasında buldukları, yalan yanlış, iftiradan ibaret (özellikle fotoğraflı paylaşımlarında, Fethullahçı terör örgütünden tanışık olduğumuz) ipe sapa gelmeyecek sahte ve sözde haber paylaşımlarını kopyala yapıştır suretiyle sayfalarında kullanmaktadırlar ki; zamanında bugünün aksine, yağlayıp yıkadıkları muhterem hocaları tarafından iyi eğitilmişler diye düşünüyorum!

Bugün özellikle muktedir olanların yanında görünmek maksadıyla, zerre kadar bilgi sahibi olmak zahmetinde bulunmayıp nefretten beslenerek, şuursuzca karşı düşüncedeki insanlara saldıran bu sosyal medya şarlatanlarını, kendilerini insanlıktan çıkaran kinleri, nefret ve cehaletleriyle başbaşa bırakıp; bu yazının asıl konusundan söz etmek istiyorum değerli okuyucular.

Bugünlerde yine gerçek gazeteciliğin, gazetecinin konuşulduğu günleri yaşıyoruz. Bu noktada bence bugünlerde yazılmış en iyi köşe yazılarından birinin Soner Yalçın’a ait ve 16 Nisan 2020 tarihinde Sözcü Gazetesindeki köşesinde yayınlanan ”BIRAKIN YAZALIM” başlıklı yazısı olduğunu düşünüyorum ve zaten bu yazımın en değerli satırlarının da Soner Yalçın’a ait olacağını itiraf etmeliyim. Dolayısıyla yazının gerçek gazetecilere atıfta bulunduğu çok önemli bir bölümünü ve tamamını okumak isteyenler için yazı linkini yazımın sonuna yapıştıracağım. Ancak öncelikle medyamızın son yıllardaki (çoğunlukta) onursuz hallerini konu aldığım her yazımda yaptığım gibi; gazetecilik ilkeleri üzerine şu birkaç maddeyi yine paylaşmak istiyorum.

1. Gazeteci, bir haberin yayımlanması veya yayımlanmaması karşılığında maddi veya manevi çıkar peşinde koşmamalıdır.
2. Habere konu edilen veya edilmesi düşünülen kişi ve kurumlardan, hediye, maddi çıkar veya ayrıcalık kabul edilmemelidir.
3. Basın yayın organları masumiyet karinesine saygılı olmalı, suçluluğu yargı kararıyla sabit olmadıkça herhangi bir kişiyi suçlu ilan edecek yayın yapmaktan kaçınmalıdır. Yargı süreci devam eden davalarda iddialar ve savunmalar adil ve dengeli biçimde aktarılmalıdır.
4. Gazetecinin temel görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan, sansürlemeden aktarmaktır.
5. Gazeteci, demokratik değerlere ve insan haklarına aykırı yayın yapmamalıdır
6. Irka, milliyete, etnik kökene, cinsel kimliğe, cinsel yönelime, dile, dine ve mezhebe yönelik ayrımcılığı teşvik edecek yayın yapılmamalıdır.

Şimdi bu maddeleri okuyan herkes bilir ki; içinde bulunduğumuz dönem itibariyle bu ülkede gerçek gazeteci ve gazete sayısı ile gerçeklerin konuşulduğu televizyon sayısı çok azdır. Ne tarafa baksanız yaşamlarını huzur ve güvenin yanında menfaatlerinin korunması karşılığıyla sürdürüp, sırtını muktedir olanlara dayamış, gazetede ne yazacağı, ekranlarda ne söyleyeceği üzerine iktidar sahiplerinden talimat alanlarla dolu. Az buçuk gündem takip eden herkes şahittir ki; bu ülkede bir Televizyon Kanalı haber müdürü bir Başbakan’ın karşısında ”size sormamızı istediğiniz soruları siz hazırlayın. Biz bunların dışına çıkmayalım” diyebilmiştir. Başka bir canlı yayında; (Değerli gazeteci üstadımız Emin Çölaşan’ın bir yazısında kullandığı şekliyle ifade edeyim) bir doksan boyundaki yarım asırlık gazetecilik geçmişi olan adam, sorgulaması gerektiği Başbakan’a ”Çok tatlısınız, bal gibisiniz” gibi cümleler kurarak söze başlayıp yalakalıkta tavan yapmıştır.

Mevcut siyasi iktidarın var olduğu dönem itibariyle, bu iki örneğin binlercesini yaşadık ve yaşıyoruz. Bugün iktidarı eleştiren yazılar yazıp, sorular sorduklar için, Ergenekon kumpasları benzeri muamelelere maruz kalan gazeteciler için dahi ağzını açıp iki kelime söyleyemeyenlerin, tutuklanan gazetecilere sahip çıkmak şöyle dursun; bilakis iktidarın lütfuna ermek için o gazetecilerin mesleğini ifa etmelerini engellemeye çalışanların, sayfalarında ve ekranlarında o meslektaşlarını linç edenlerin, mesleklerinin yüz karası olarak gazetecilik tarihindeki yerlerini alacağı muhakkaktır.

Mesela bu noktada Tele1 Muhabiri arkadaşım Arzu Pınar Öztürk‘ün 18 Nisan 2020’de yaşadığı olaydan bahsetmek istiyorum. Sağlık Bakanı yaptığı açıklama sonrası yine gazetecilerin sorularını alıp yanıtlıyor ve en nihayet ”Başka soru yok herhalde” diyor. Ancak o sırada, Arzu Pınar Öztürk soru sorabilmek için çırpınıyorsa da, oradakiler mikrofonu vermemek için ellerinden geleni yaparak soru sormasına izin vermiyorlar. Konuyu öğrendiğim anda kendisine ulaşıp; ”orada bulunan yandaş gazete muhabirlerinin, bu engelleme eylemine ortak olduklarını düşünüyorum” dediğimde gazeteci arkadaşımın cevabı kısa ve net oldu. ”Aynen öyle.” Sorabilirsiniz; bunu niye yapsınlar ki? Gayet basit. Çünkü Arzu Pınar Öztürk halkın haber alma özgürlüğünün hizmetinde olmanın verdiği sorumlulukla, bir gazetecinin yapması gerektiği gibi asıl sorulması gerekenleri soruyordu. Tıpkı daha önce ki toplantılarda Sağlık Bakanı’na ”Bilim kurulu sokağa çıkma yasağını önerdi mi önermedi mi?” ve malum tarihteki aniden açıklanan sokağa çıkma yasağını kastederek ” O akşam yaşananlardan sonra, sürecin kontrolünüz altında olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sorduğu gibi değerli okuyucular. Dolayısıyla orada gerçekten gazetecilik gereği bulunan bir kaç gazeteciden biri olan arkadaşımızın soru sormasına engel koyulacaktı elbette! Oradaki muhabirler arasında mutlaka aile ve çoluk çocuk sahibi olanların da bulunduğunu düşünüyorum. Engelleme eylemine ortak olmuş yandaş muhabirler olarak kimlere ne kadar yarandıklarını bilmiyorum ama evlerine gittiklerinde, ebeveynlik vazifeleri gereği doğru, dürüst ve ahlaklı olmayı öğrettiklerine inandığım çocuklarının yüzüne bakarken, utanıp utanmadıklarını merak ediyorum açıkçası.

Ve değerli, onurlu gazetecilerimizden Soner Yalçın‘ın muktedir olanlara seslendiği o muhteşem yazısından en değerli bulduğum bölümü buraya koymak yazının sonuna kısmet oldu. İktidar sahipleri bu yazıdan ders çıkarabilir mi bilmem ama, gazete ve televizyonlarda senelerdir talimat alarak şakıyan gazeteci müsvettelerinin, sosyal medyada gazetecilik oynayanların ara sıra açıp okuması gereken bir yazı olduğunu düşünüyorum. Belki bu sayede kalem ve klavyelerine az da olsa ahlak sirayet eder.

”-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “FETÖ’nün hizmet hareketi değil, CIA Gladio yapılanması” olduğunu yazdık…
-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “Ergenekon-Balyoz kumpastır” diye yazdık…
-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “FETÖ mensubu polisler Erdoğan’ın etrafını sardı, her adımını kaydediyor” diye yazdık…
-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “TSK içindeki FETÖ yapılanması darbe yapacak” diye yazdık…
-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “BOP ulus devletleri bölme projesidir” diye yazdık…
-Biz sizin gibi düşünmediğimiz için; “Kürdistan açılımı emperyalist projesidir” diye yazdık…
-Kandırıldığınızı anladığınız için mücadele vermeye başladığınız; FETÖ karşıtı savaşa hak verdik. (Uyarılarımızı ısrarla sürdürdük: FETÖ Borsası kurulduğunu, Damatlar’a haksız tahliyeler yapıldığını, çevrenizi kripto FETÖ elemanlarının sardığını yazdık.) -Kandırıldığınızı anladığınız için mücadele vermeye başladığınız; PKK’nın hendek savaşına karşı verdiğiniz savaşa hak verdik. (Uyarılarımızı ısrarla sürdürdük: Terörle mücadele ile Kürtlerin demokratik haklarının birbirine karıştırılmamasını yazdık.)
-Kandırıldığınızı anladığınız için mücadele vermeye başladığınız; PKK/PYD’nin sınırımızda kurmak istediği emperyalist destekli terör devletine karşı yaptığınız askeri operasyonlara hak verdik.
Bizi tanıyın artık…
Biz, ne iktidara ne de muhalefete biat ederiz.
Biz, kimseye itaat etmeyiz.
Silivri Cezaevi’nden çıkarken kapısında söyledim: “Biz gazeteciler, kendimizi iktidarlara, cemaatlere beğendirmek zorunda değiliz. Böyle bir sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz yok. Kimseden izin alarak yazmayız. Biz kimseden izin alarak düşünmeyiz…”
Bize eziyet etmeyi bırakın artık.
Biz, “uslu çocuklar” olmayız.
Biz, burnu sürtülecek gazeteci değiliz.
Sorgularız. İtiraz ederiz. Eleştiririz.
Biz, aklın dili kalemimizi bükmeyiz. Aksi takdirde kendimize, insanımıza, ülkemize ihanet etmiş oluruz.”

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/soner-yalcin/birakin-yazalim-5751161/?fbclid=IwAR2us2HADjXlQJQZT_cQNrze2anR8_3nJsIYQtf-gDeYgEa4hBS9AU_Fyic

Bu arada başlıkta mecazi olarak kullandığım köçeği arıyorsanız söyleyeyim. Yukarıdaki Gazetecilik ilkelerine uymayıp gazeteciliği her daim iktidar ve muktedirlerin yanında olmak, onlardan talimat almak, hatta muktedir olanlara yaranmak maksadıyla onların düşüncelerine muhalif olanlara şuursuzca, alçakça saldırıp iftira atmak diye benimseyenlerdir ki; bunu maddi manevi çıkar uğruna yapıyor olmalarıysa ayrı bir alçaklıktır, ahlaksızlıktır diye düşünüyorum.

Yazının en başında bahsettiğim, nefretten beslenen sosyal medya şarlatanları da bu gruba dahildir. Zira kıvırmakta oldukça yetenek sahibi bu alçaklar Ergenekon, Balyoz ve benzeri kumpaslarının faillerini alkışladıktan sonra; o kumpaslara, kozmik odaların işgaline ve dâhildeki tüm terör eylemlerine karşı çıkan bizlere, bugün aynı görüş farklılığından doğan kin ve nefretleriyle saldırabilecek kadar da yüzsüz olabilmektedirler.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
11 Ekim 2020
23 Mart 2020
20 Şubat 2020
5 Ocak 2020
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.