ekip hali selçuk izmir
Ana Sayfa Asil S. TUNÇER 19 Nisan 2015

Türkçe ve Türk Kültürü

Türkçe ve Türk Kültürü

asil-tuncer1Türk’e Türkçeyi Tam Öğretmek…

Anadolu toprakları yani üzerinde yaşadığımız ülke Türkiye, Türklerle birlikte toplam otuzbeşe yakın kavme ya da başka bir deyişle medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Sonuçta, ulus olarak biz Türkler tüm bu kültürlerin varisi olduğumuz, üzerinde yaşadığımız bu toprakların son sahipleri olarak geçmişimizi ve kültürel ananelerimizi bilmek durumundayız.

Anadolulu olmak, Türkiyeli olmak daha doğrusu bu topraklarda hak iddia edebilmek için tarihi ve kültürel zenginliğimizin farkında olmak zorundayız. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar çeşitli ırk ve kavim bir arada yaşamamış, yine bu kadar din ve dil bir potada buluşmamıştır. Ancak bu heterojen strüktüre yani türdeş olmayan yapıya rağmen Anadolu’da geleneksel süreklilik hiçbir zaman kopmamış, çeşitlilik ve farkındalık zengin bir mozaik olarak kalmıştır. Eğer bu karışımı, zenginliğe dönüştürmeyi beceremezsek, bu hepimiz için kötü sonuçlar doğurabilir.

Öz eleştiri yaparsak, ne yazık ki öz kültürümüzü ihmal ediyoruz. Orta Asya, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki kültürümüzü aydınlarımız bile bilmezler çünkü bu konular üstüne basıla basıla okullarda okutulmaz. Türk kültürünün özünü, bugün için bile hatta yarın da dahi Orta Asya’dan süregelen değerler oluşturur, oluşturacaktır.

Dilimiz, törelerimiz, efsanelerimiz ve genlerimizde taşıdığımız çoğu özelliğimiz unutmayalım ki Orta Asya kökenlidir. Buna at binmeden sanata, edebiyattan folklora çoğu değerimizi katabiliriz. Halı-kilim, çini-minyatür en basit örneklerdir. Kısacası içinde doğduğumuz çadırdan ölümden sonra gömüldüğümüz kümbete kadar Orta Asyalıyız .

Biz Anadolu’ya gelince Orta Asya, İran, Arap, eski Anadolu uygarlıkları ve Bizans yoluyla Helen ve Roma uygarlıklarının bir sentezini yapıp işimize yarayan ve hoşumuza gidenleri benimseyip, özümsedik. Ayrıca Türk-İslam sentezini İslam sanatının, İslam kültürünün en iyi, en parlak, döneminde aldık ve artık başka alacak bir şey yoktur.

15. ve 16.yy’dan sonra Osmanlı’nın İran ve bilhassa Arap dünyasından daha çok etkilenmesiyle kaçırdığı sanayi ve devamında teknolojik devrim bize çok pahalıya patladı. Neyse, şimdi bunu konuşmanın sırası değil zira çok geç, lakin bir durum tespiti yapmamız açısından meseleye kısaca değinmek gerekli ama bunu başka bir yazıya bırakma niyetindeyim. Çünkü en azından Avrupa’daki gelişmeleri izleyip daha da geç kalmamak için neyi nasıl yapmalıyız noktasındayım daha çok.

Atatürk’ün de dediği gibi sentezimizi Batı’ya ve standartlarımızı batıyla yapmak durumundayız çünkü sorgulamayı, felsefe yapmayı ve de araştırmayı öğrenmek, bunu da sürdürmek zorundayız ki bilimselliği özümseyebilelim. Buradaki önemli nokta bunu yaparken Orta Asyalı ruhumuzu ama en önemlisi Anadolu’luk ve Trakya’lılık kimliklerimizi saklı tutarak, koruyarak. Yani özümüzü, özelliklerimizi yitirmeden.

Türkler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde İran, Arap, Bizans yoluyla eski Anadolu uygarlıkları etkisinde özü Türk olan özgün bir kültüre ilaveler yaparak Anadolu Türk Kültürü ya da başka bir deyişle Türkiye-Türk Kültürü yarattılar. Bazı ufak tefek bölgesel farklılıklar olsa bile Erzurum’dan İzmir’e, Karadeniz’den Akdeniz’e türdeş ve özgün bir sanat ortaya koydular.

Dolayısıyla bu coğrafyada yaratılan bu kültür başka hiçbir etnik guruba mal edilemeyecek kadar kendine hastır, Türkiye’de yaşayan biz Türklere aittir. Buna bağlı olarak sanat gibi kültürün bir parçası olan dil de aynı oranda bu zengin karışım içinde kendi yerini bulmuştur.

Bakmayın si jeomorfolojik olarak kapalı havzalarda yaşayan halkların Rumca, Ermenice, Süryanice, Lazca, Çerkezce, Gürcüce, Arnavutça, Pomakça, Arapça ve Kürtçe konuşan birer etnisite olmalarına… Tüm bunlara karşın sayıları düzineye yaklaşan bu diller dâhil hepsi zamanla birbirine kaynaşarak anadil Türkçeyi esas dil olarak konuşan Türk Ulusu içinde yer aldılar.

Türkçemiz ve dilimizdeki kavramlar Orta Asya’dan Anadolu’ya olan göç sürecince uğradığı topraklar ve tanıştığı yeni kültürler sebebiyle başta Farsça ve Arapça olmak üzere Anadolu’daki Bizans dili dâhil değişik dil ve kültürlerin tesirinde kalmış, sözcük değişimiyle birlikte kavramlarda etkileşme meydana gelmiş dolayısıyla zaman içinde bazı farklılıklar göstermiştir.

Buna rağmen denilebilir ki dilimiz bugün hala Orta Asya özelliklerini göstermeye devam etmekte, bilhassa halkın konuştuğu sade ve özgün dile dikkat edilecek olursak Oğuz, Çağatay ve Altay dil karakterini günümüze değin yansıtmakta bugün kullandığımız çoğu kavramda bu özelliği yansıtmaktadır.

Bugün Anadolu’da konuştuğumuz dil olan Türkçe, Orta Asya’dan Batı Türkistan’a, İran’dan Orta Doğu Arap dünyasına ve Balkanlardan Avrupa’ya değin uzanan geniş coğrafyada bulunduğu bin yıldan fazla bir sürede tüm bu bölgelerin dillerinden etkilenmiş ve yerine göre onları az-çok etkilemiş bir dildir.

Dolayısıyla çağdaş Anadolu Türkçesi tarihsel gelişimi sürecinde yıllar süren uzun bir yol kat etmiş, kendi içinde, dilbilgisi ve yazım kurallarından telaffuza, anlamdan fonetiğe farklı değişikliklere uğramış ve bugünkü haline kavuşmuştur.

Bu dili biz 1.500 yıldır kullanıyoruz hatta daha da öte. İnsanlık evrimleşirken dil de evrimleşir ve insanoğlu tarihi olaylar içinde evrilirken, devrimler yaparken dil de bundan kayıtsız kalmaz. Devletler kurulur, imparatorluklar çöker millet veya bugünün daha anlamlı sözcüğüyle ulus kalır, dil de.

Türkler, Anadolu’ya geldikten sonra Selçuklu ve diğer beylikleri kurdu. Adları ne? Falanca, filanca, neyse. Dilleri neydi Türkçe. Orta Asya’dan getirdikleri bu öz ve nüve dil sanatta Farsçaya, bilimde Arapçaya biraz da dönemin trendleri gereği yenildi.

Ya da elit dil olmaktan uzaklaştı ama geniş halk kitleleri, Ural-Altaylardan Bozdağlara, Şar Dağlarından Katrina’ya Türkçe konuşmayı sürdürdü. Bugün bile hala bu geniş coğrafyada yaklaşık 200 milyon insan bir şekilde Türkçe konuşuyor. Ben bu rakamın 250 milyona dayandığına büyük bir iyimserlikle inanıyorum.

Türkiye Türkçesi’ni yazı ve konuşma dili olarak İstanbul-İzmir ağzını baz alırsak, batıdan doğuya doğru Balkanlar, Ege Adaları, Anadolu, Kıbrıs Adası, Orta Doğu ve bazı yerlerde Kuzey Afrika’da olmak üzere Avrupa ve Asya kıt’alarında yazı dili ve çeşitli ağızlarıyla konuşula gelmektedir. Aynı grupta yer aldığı diğer Oğuz grubu yazı dilleri de bu sahanın doğu ve güneyinde; Kafkaslar, Azerbaycan, İran, Hazar Denizi’nin güneydoğusu ve Kırım dolaylarında konuşulmaktadır.

600 binden fazla sözcük ile dünyanın en zengin dillerinden biri olan anadilimiz onca dilin istilasına rağmen ve horlanmasına karşın varlığını sürdürebilmiş, günümüzde en azından 100 milyona yakın insan tarafından hala birbiriyle anlaşacak ve konuyu anlayacak şekilde kullanılmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri bu insanların Türk’tür ve Türk oldukları için bu dili hala konuşmaktadır. Tüm asimilasyon ve kültürel emperyalizme rağmen. Yoksa maazallah Selçuklu ve Osmanlı adım attığı her yere dillerini de tam götürebilseydi eğer –ki götürmüş olsa da bu yetersizdi, bugününü tasavvur edemezsiniz bile.

Diğeriyse, bize kimliğimizin Türk olduğunu ve dilimizin de Türkçe olduğunu ya yabancı uyruklu veya yabancı devlet uyruğundan insanların anlatmış, belletmiş olmalarıdır. Bugün bile önde gelen Türkologlar hala Macaristan, Polonya ve bilmem nerelidirler? Bizde de yok mudur? Elbette vardır. İsterdim ki daha çok olsun ve Osmanlıca denilen saray dilini ve divan edebiyatını savundukları kadar Türkçeyi ve halk edebiyatını savunsunlar.

Bu sayede biz de dilde, dinde ve hatta kimlikte birliğimizi, dirliğimizi oturtabilseydik adamakıllı. Bıraktım başka yerleri, önce kendi insanımıza Türkiye’de herkese tam olarak anadilimizi öğretebilsek ve konuşturabilseydik. Keşke diyorum çünkü bunun eksikliğini görüyor ve riskli sonuçlarını sezinliyorum. Eminim siz de görüyorsunuzdur.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

İlginizi çekebilir

Berlin, Berlin –V–

Berlin, Berlin –V–

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk