uludag eleman selçuk izmir
Ana Sayfa Asil S. TUNÇER, Manşet Haber, Üst Manşet 12 Aralık 2017

Tartışmaların Odağındaki Kudüs –I–

Türkler, Kudüs’ü ne İsrail’in ne de Arapların açısından değerlendirmeli. Gelişmelere öncelikle bir Türk olarak bakmalıyız.

Evet, biliyoruz. Müslümanlar için Kudüs üç kutsal kentten biri. İslamiyet tin ilk kıblesidir. Kur an a göre yine Hz. Muhammed Miraç’a buradan çıkmıştır. Bununla beraber Hıristiyanlık açısından da önemli zira inanışa göre Hz. İsa burada çarmıha gerilmiş ve mezara konulmuştur. Yahudilik için de çok önemli çünkü Ağlama Duvarı burada. Mescid-i Aksa, Kubbet-Us-Sahra ve nice dini yapıları barındırıyor Kudüs. Haliyle üç semavi dinin merkezi gibi. Her üç dinin buluştuğu yer.

Fakat tüm bunlara rağmen Türkiye olarak olaya sadece dini hassasiyetle değil ülkenin çıkarlarını gözeterek yaklaşmalıyız. Kudüs e bir Arap ya da bir Yahudi penceresinden bakmaktan öte bir Türk gözüyle bakmamız gerekli. Zira söz konusu kent biz Osmanlı Türkleri için İslami açıdan önemliydi ama elimizden çıktı. Bugün bir başka ülkenin sınırları içinde ve toprağı. Bugün Kudüs, İsrail in Doğu Kudüs’ü 1967 deki Altı Gün Savaşı sonrasında işgal etmesi ve topraklarına katmasıyla BM ce tanınmasa bile İsrail sınırları içinde yer almakta. Demem o ki; kaş yapalım derken göz çıkarmama. Bir ülkenin iç veya dış işlerine burnumuzu sokmama.

1967 de Kudüs ün doğusunu işgal eden İsrail 60 yıldır buraya nüfus taşıyor ve Yahudi sayısını arttırıyor. Ayrıca 1980 de tüm dünyaya Kudüs ü başkent ilan etti. Gerçi kimse tanımadı ama Türkiye bile mecburen Kudüs te diplomatik elçilik oluşturdu zira İsrail in şuan tüm devlet teşekkülleri 30 yıldan fazla orada. BM onaylamamış ama İsrail zaten BM i ne zaman kaale aldı ki? Yaklaşık 800 bin nüfuslu kentte yaşayanların 500 bini Yahudi, geri kalanı İsrail vatandaşı Arap. Yani yarın Kudüs te plebisite yapılsa bu 300 bin mi Kudüs e hayır deyip 500 bine, Kudüslü Yahudilere yani İsrail e karşı gelecek?

Arap dünyası için Kudüs konusunda geç kalınmışlığın herkes farkında ve yapılacak bir şey olmadığını da biliyor insanlar. Bu saatten sonra elden ne gelir biliyor musunuz? Soğukkanlı olmak ve satranç oynar gibi hem hamleden önce bol bol düşünmek. Çünkü Kudüs aslında Osmanlı nın bölgeden el çektirilmesiyle kaybedildi; bugün değil. Bugün gelinen noktaya aslen bundan tam bir asır önce yola çıkıldı. Dolayısıyla konunun bu aşamaya, bu haddeye geleceği belliydi. Gelişmeler ve süreç bu yönde işliyordu.

9 Kasım 1917, İngilizlerle işbirliği yapan Mekke Şerifi Hüseyin ve avenesi sayesinde Hicaz dan ve dolayısıyla Kudüs ten çıkarılan Osmanlı ile birlikte İslam ın Araplardan daha fazla savunucusu ve de koruyucusu olan Türkler Ortadoğu ya veda ettirildiler. İhanet içindeki Araplar, elbette bir şeyin hesabını yapmaktan acizdiler. İleride aynı İngilizlerin ve dolayısıyla ağabey ABD nin Türklerden arda kalan otorite boşluğunu dolduracakları ve bölgede istedikleri gibi oynatacakları, aşikârdı.

İhanete bulaşan Araplar derken herkesi ve tüm Arapları kastetmiyoruz. Bir kabile baştayken diğer kabilenin kıskançlığıyla, gerektiğinde düşmanıyla bile işbirliğine girmekten çekinmeyen diğer kabile ve bedevi zihniyetinden bahsediyorum. Çok iyi biliyoruz ki bir kısım iktidar hırsıyla gözü dönmüş Arap yanında askerlerimize ekmek, su ve ayran veren, yaralıya merhem sunan çokça Arap da vardı. Yani her Arap aynı değil, bir değil.

Başlarındaki emir ne derse yapmak, yönetime rıza göstermek ve olana katlanmak zorunda kalan binlerce, onbinlerce Arap da aynı kaderi paylaştılar. Bugün nasıl iktidarı ele geçirenler tüm ülkeyi kendi politikaları doğrultusunda yönetiyor ve diğer belki %49 luk kısım da aynı kaderi paylaşıp, yönetimin tüm yanlışlarına katlanıyorsa, aynı şeyi tam yüzyıl önce bölgedeki insanlar da yaşadılar.

O yüzden önce körü-körüne Arap düşmanlığı ya da tam tersi Arap sempatizanlığı yapmayalım. Olaya gayet nesnel ve akılcı bakmak zorundayız. Arapları, Türklere zorla dost etmeye çalışan zihniyetle, aynı Arapları Türklere düşman etmeye yeltenen zihniyet aynı amaca hizmet ediyor ve aynı hedefe koşuyor. Ne kayıtsız kalacağız, ne de ateşin ortasına atlayacağız. Biz uzaktan olayı çok net görüp, neyi nasıl yapacağımıza karar verip öyle adım atacağız.

1917 de Osmanlıya oynanan ve pekâlâ aslında Araplara oynanmış olan oyun bugün süreç olarak devam ediyor ve son hamlelerini yapıyor. Ortadoğu ya yaptığım turlarda şunu gördüm: Osmanlı nın bölgeden izole edilmesine çok Arap üzülmekte ve yapılan yanlışı, düşülen hatayı görmekte. Üstelik bunu itiraf etmekte, dedelerine sövmekte. Bunu bizzat yaşadım ve bununla ilgili anımı önceki yıllarda kaleme aldım, dile getirdim.

Dediğim gibi Araplar zaten bir asırdır Osmanlı ya ihanetin bedelini ödüyorlar ve ödemeye devam da edecekler. Bu çok kesin. Çünkü bu ülkelerde petrol parasıyla krallar gibi yaşayan ve emperyalizmin uşağı olan hanedanlar ile onları koyun gibi idare etmek için cahil, cühela bıraktıkları bir bilinçsiz halk var. Bu halk Atatürk gibi bir lider ve onun inkılapları gibi devrimlerle aydınlanmadıkça sonuç değişmeyecektir. Önce bağımsızlık bilinci, sonra da aydınlanma.

Dolayısıyla 9 Kasım 1917 den önceye gitmemiz nasıl imkânsızsa yine aynı şekilde 6 Aralık 2017 den; yani Trump ın Kudüs ü İsrail in başkenti ilan ettiği günden öncesine gitme şansımız yoktur. Bunu yapabilmek için bağımsız bir ülke ve demokratik bir yönetime kavuşma gayretinde olan bilinçli bir halk ve halkın içinden gelecek bir kurtarıcıya, lidere ihtiyaç var. Yoksa kabile reislerinin emperyalizmi arkalarına alarak ayakta kalıp iktidar oldukları, hükümet ettikleri monarşik, teokratik ve de diktatörlüklerle idare edilen halklar değil.

Bu arada son bir-kaç gündür yine yükselen “Arapların ihaneti ” seslerinin haklılığı olduğu kadar haksızlığı da söz konusudur. Çünkü ne olursa olsun Osmanlı da orada aynı konum ve mevkide otorite devletti ve Araplar da Fransız ihtilalinden sonra İmparatorluk içinde benzer şekilde Osmanlı dan ayrılmak ve bağımsız olmak istemişlerdir. Sonuçta, 1517 de Yavuz Suriye den Mısır a geçip Osmanlı idaresini tesis ederken elinde güllerle gitmedi. Kılıç sallayarak, toprak fethederek gitti. Ehl-i beytin elinden hilafeti de seve-okşaya almadı. Kureyşliler buna kolay mı razı oldu?

24 Ağustos 1516, Mercidabık ve 22 Ocak 1517, Ridaniye, Osmanlının Araplara verdiği hoş bulduk ziyafetinin adı değil iki tane büyük savaşın adıdır. Şimdi siz Arap olsanız, ülkenize gelerek iki büyük savaşta sizi yenip tüm halkınızı tebaası yapan, tamı tamına 400 yıl ensenizde at koşturup kılıç sallayan bir milleti, Osmanlıyı akrabanız mı bellerdiniz? Yoksa ilk fırsatta efendiniz olan Türklerden kurtulmayı kendinize ant mı içerdiniz? Din kardeşliği bir yere kadar. Ondan sonrası ırk kardeşliğidir. Bu yüzden ümmetlikten millete terfi ettik.

Öte yandan; ihanet etti diye tüm Arap halklarını aynı kefeye koyup ve aynı çizgide ele alıp değerlendirerek tüm Arap dünyasına veryansın etmek de bizim bir başka cahilliğimizdir. Bu yaparken de “Arap tan dost olmaz ” diyerek zaten dost bulmanın zor olduğu bir dünyada kendimizi tümüyle yalnızlaştırmaktan öteye gidemeyiz. Ötekileştirerek yalnızlığa düşmekten kurtulamayız. Başkaları için düşündüğümüz ve yaptığımız bir zaman sonra bizim için de düşünülebilir ve yapılmak istenebilir.

Ebusuud ile iyice Suud laşan Osmanlı, Şii dünyasına sırtını çevirirken, çok iyi bildiği denge siyasetinden koptuğu da olmuştur. İşte bu anlamda dost bildiği Vahabiler İngiliz in ihanetiyle Türkleri sırtından hançerlerken, Irak ve Yemen cephesinde Osmanlı safında savaşmış Araplar da vardır. Haliyle Kut’ül Amare zaferi zamanın Şia Müslümanların daha açıkçası ulemanın fetvasıyla Osmanlı safında savaşa katılmalarıyla, destek vermeleriyle elde edilmiştir. Bu bölgenin sadık Arapları ordumuza lojistik destek sağlamışlardır.

Bu yüzden genelleme yapmak ve herkesi bir çizgide değerlendirmek vefasızlık, vicdansızlık olur. Zira ülkemizdeki her Türk ün aynı tercih, düşünce ve görüşte olamayacağı gibi. Bu bir ülke için. Bunu bir de 20 den fazla Arap ülkesi için düşünün, lütfen.

Sürecek…

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk