ekip hali selçuk izmir
Ana Sayfa Asil S. TUNÇER 24 Haziran 2015

Sezon Nasıl Başladı ?

Sezon Nasıl Başladı ?

asil-tuncer1Ulaşım ve Temizlik Hariç İyi Sayılır…

Bu sene 100.yılını kutladığımız Çanakkale-Gelibolu savaşlarının anma törenleri için çoğu meslektaşım gibi benim de Nisan ayında mesaimin çoğunluğu bölgedeydi. Tek dini gruplar hariç.

Her sene bu çakışmayı maalesef yaşıyorum. Anzak turlarıyla dini turlar hemen aynı döneme rastlıyor. Diyorum ki Anzak turlarının tarihlerini daha ileriye mi alsak… Mesela Anafartalar ve Kanlısırt muhaberelerinin en şiddetli olduğu ay Ağustos olabilir mi? Bu arada bu tek benim fikrim değil; yoğunluktan daha doğrusu keşmekeşlikten bunalan çoğu meslektaşımın ortak sesi. Okul turlarını da tam Anzak zamanı çıkartmıyorlar mı? Yarımada hele hafta sonları tam bir facia.

Öte yandan dini gruplar için turların tarihlerini de Mart ayına mı çeksek… Bunu aslında bir devlet politikası gibi ele alabiliriz zira biz turizmden küçümsenmeyecek gelir elde ediyoruz. Öyle ki kendiyle birlikte yaklaşık 33 sektöre lokomotiflik yapan bir sektörü düşündüğümüzde hemen karşımıza tam bir bacasız endüstri çıkar. Hem de ne endüstri…

Bunu yapar mıyız yapmaz mıyız bilmem ama öncelikle yetkili kurum ve başı çeken kuruluşların web sitelerinden yani internet sayfalarını düzeltmekten işe başlayabiliriz. Önce ülke olarak sloganımız ne? Sonra şehirlerimizin markaları ve imajları ne? Ondan sonra bu saydığım yerleri internette arama yapan biri için tek ve net bilgi, ardından çok dilde açıklama ve ardından da çok hızlı bilgi ağı ve geri dönüş sağlanmalı.

Şimdi ne demeye getiriyorum: Daha açık konuşmak gerekirse kendi kentimden İzmir’den başlayayım. Şimdi kendinizi dünyanın bir başka ucunda bir kişi ve tatile çıkmak, bir ülkeyi veya şehri tanımak niyetinde olan potansiyel bir turist olarak tasarlayın.

Önce şehir için arama motoruna adı girin ve bilgi toplama başlayın. Evvela İzmir dediğimde bana ne düşündürür? Ne hatırlatır? Saat Kulesi? Onu aramak için arama motoru elinizde kentin içinde dolaşmanız lazım bulmak için. O koca belediye binasını oraya kim yaptırmayı akıl ettiyse iki cihanda elimiz yakasında olacak. Bir de Sarıkışlayı yıktıran o kafayı bir anlayabilsem…

Hasan Tahsin Anıtı mı? Savaşla ilgili bir karakter bir kentin imajı olur mu? Olmaz diye düşünmekteyim. Zorlayalım ve diyelim ki oldu… Yeri yanlış yerde ve onu da ziyaret etmek için araçla zor, otopark bulmak mesele ve durmak-kalkmak sıkıntılı vesaire… Hasan Tahsin İzmir ve Kurtuluş Savaşı’nın, ulusal direnişin simgesi… Neyse, bu kente turistik anlamda bir simge ve marka bulunması şart. İzmir denilince akla ilk gelen ve hiç unutulmayacak bir şey bulmalı bence.

Kadifekale; Hellenistik Dönem’den kalıntılarıyla (çoğunluk öyle söylüyoruz) bir marka olabilir ama çevre rezalet. Doğu’da ne kadar terör sempatizanı adam varsa bu bölgede konuşlanmış ve gösteri filan olduğunda işiniz oldukça zor grupla.

Ayrıca bazen sözlü bazen de şantaja varan sataşmalar… Bir keresinde unutmuyorum; buraya neden geliyorsunuz, burası bize ait kurtarılmış bölge demişler kaptana ben içerde anlatım yaparken; adam bayağı tırsmış. Çok hassas bir bölge olduğu halde güvenlik yok ve ısrarlarımıza rağmen burada bir polis ekibi bulundurmayı başaramadık.

Ben artık Kadifekale kolay kolay yapmıyorum çünkü Don Kişotluğun fazla da lüzumu yok. Zaten içerisi nahoş. Tuvalet rezalet ve tepeye inmek çıkmak zaten ayrı bir sıkıntı. Şu kaleyi adam edecek biri varsa çıksın ortaya ve o biri gerçekten kaleyi fetheden bir komutan kadar şan-şöhrete batacak. Bunun için burasını ele alacak, dinamik ve üretken bir kadronun korkusuzca, oy ve koltuk kaygısı yaşamadan, cesurca bu konuyu ele alması gerekli.

Türkiye’nin 3. büyük kentinin Kuşadası kadar itibarı yok. Ne konaklama konaklamaya benziyor, ne ulaşım ulaşıma ne de kent yaşamı ve çevresi doğasıyla, kültürel zenginliğinin ön plana çıkabiliyor. Atıl ve hiçbir etkinliğe açılamayan Yamanlar ve Karagöl… Her iddiaya varım. İzmirliler Van’lı Gap turlarıyla Adıyaman-Nemrut’u gördüler; bilirler ve Van Gölü’nde suya dokundular; hatta kenarında öğle yemeğinde inci kefali yediler ama Yamanlar’ı görmediler ve Karagöl’de piknik yapmadılar henüz. Buna emin olun!

Bunların hepsini geçtim. Uzağa gitmeye gerek yok. Şuradan Denizli’den veya Çanakkale’den bir aile otobüsle İzmir’e gelse ve Otogar’da inse İzmir ve Çeşme’de 1 hafta tatil için; inanın geldiği otobüsle geri dönebilir veya tutar bir taksi kendini Manisa’ya atar ya da ne bileyim Kuşadası’na bildik yere gitmeye karar verebilir. Neden mi? Söyleyeyim.

Bir kere İzmir otogarı Türkiye’deki en kötü inşaat ve en kötü düzen daha doğrusu düzensizlik arz eden yerlerden, otobüs terminallerinden biridir. Bunu yapan adam için de aynısını söylüyorum. İki cihanda elim yakasında. Otobüs ve normal araçların bir sağa aşağıya yönlendirildiği normal bineklerin ise soldan devam ettirildiği tabelalardan başla; çukura inen koca 10-15 tonluk dolu araçların sonra tekrardan gelen yolcu peronları için soldan yukarı çıkması.
Bunu çizen mühendis ya da mimar ve bu trafik akışını düzenleyen amir her ne kimse lütfen aldığınız paranın hayrını gerçekten gördünüz mü merak ediyorum? Arkadaşlar kafanız mı iyiydi yoksa rakip kentin yönetiminin adamı mıydınız, casusu mu nedir bu saçmalık?

Dolu araçları sağdan ve aşağıdan vermek varken neden tam tersi? Ayrıca peronlarla servislerin park yerleri ve alt kattaki ve de üst kattaki yazıhanelere geçiş… Resmen labirent ve burada bir yeri bulmak için navigasyon lazım… Burada kaybolabilirsiniz. Gideceğiniz yer üstünüzde bilirsiniz ama hangi merdivenin sizi nereye çıkaracağı ve nereye nerden ulaşacağınız bir muammadır. Gürültü had safhada. Ayakçılar durmadan bütün gün bağırıyor; Ankara, Ankaraaa… Bursa, İstanbul hemen kalkıyooo. araba travego ama kafa makaslı magirus. 2015 ile 1965 yani.

Türkiye’nin 3. kenti İzmir’den en gözde sayfiyesi Çeşme’ye gitmek bir işkencedir çünkü ulaşım hala köy dolmuşçuluğu zihniyetinde; ne saati var ne rezervasyonu ve bileti. Kepazelik diz boyu. Çeşme’den iki turum çıkacağına Kuşadası’ndan bir çıksın dua ederim çünkü Aydın’ın Kuşadası’na İzmir’den ulaşmak, İzmir’in Çeşmesi’ne İzmir’den ulaşmaktan daha kolay ve daha organize olunmuş.
Asil S. TUNÇER
Havalimanı’ndan Otogar’a ve tam tersi ulaşım bir sorun. Geçen gün bana bir turist Havalimanı’nda Otogar’a nasıl gideceğini ve oradan Çeşme’ye nasıl geçeceğini sordu. Oturdum adama bir çay içimlik tarifte bulundum; yazdım, çizdim eline verdim. İnşallah gidebilmiştir. Çünkü ben bazen sabah Çeşme çıkışlı tur için ezanla yola çıkıp Otogar’a geliyorum ki hafta sonu oluşan kuyruklara girip ancak bazen 1 saatte yer bulabiliyorum. Doldur-boşalt sistemi hala geçerli. Ben çocukken de aynıydı. Değişen bir şey yok.

Tuvaletler konusuna hiç girmeyelim. Lütfen! İzmirli bir rehber olarak bunu söylerken utanç duyuyorum ama İzmir’e otobüsle gelecekseniz ve Otogar’da inme-binme yapacaksanız sakın yemek yemeyin ve su içmeyin hele çay-kahve asla çünkü tuvaletler iğrençtir ve içeri girince tiksineceğinizden tuvaletinizden vazgeçersiniz.

Abartmıyorum; örnek bir hadise gözümün önünde oldu. Adamın biri az daha sabredeyim otelde tuvalete gireyim deyip yaklaşık 45 dakikalık yolu göze alıp tuvalet ihtiyacını yapmayarak ve yolda sıkışma riskini göze alarak girdiği gibi dışarı çıktı. Ben de bunun üzerine elimi yüzümü yıkamayı bıraktım ve cep telefonumla bir-iki resimlik görüntü aldım. Yalnız görüntüler o kadar pis ki yayınlama cesaretini kendimde bulamadım. Site olarak da böyle bir fotoğrafı paylaşmak ilkemiz dışına çıkmak olacağından vazgeçtik.

Trafik ona keza. Her sabah Karşıyaka’dan Bornova ve Konak yönüne giden araçlar Altınyolu tam anlamıyla tıkar ve trafiği felç eder. Tersane kavşağında trafik polisleri trafiği daha da bunaltır. Orada yanıp sönen tepesindeki lamasıyla bir ekip otosunu yolun ortasında park etmiş bulursunuz sanki yol çok genişmiş gibi. Sırf o araçtan sağa-sola kaçan sürücüler yarı-felç trafiği daha da felce çevirirler.

Bu araçların çoğu da 34 plakalıdır, ne hikmetse… Çoğu İzmirli normalde metro ve vapur kullanırken bu özel araçlı satıcılar kendi araçlarıyla kent merkezine dalar veya kentin ortasında geçerek bir yerlere giderler. İçinde ya çok şık iyi giyimli kadın ve de kravat-gömlekli erkeklerin olduğu bu araçların satış temsilcilerine ait olduğu her halinden bellidir ama bir de kenti ve tali yolları bilemeyen bu vatandaşların kent trafiğinin kangren olmasında katkıları büyüktür; kendilerine bol bol teşekkür ediyoruz. Plaka teşhiri olacağı için elimdeki onlarca fotoğrafı yayınlayamıyorum.

Gelelim çöp sorununa… İzmir’de çöpçüler mesai saati başlayınca çöp toplar ve trafiği allak bullak eder. Bu gerçi tek İzmir’in sorunu değil hemen hemen tüm Türkiye’nin. Bizde çöp kültürü yok ama çöp üretme ve etrafı kirletme kültürü nedense fazlaca gelişmiş. Bu kanıdayım. En cahilinden en okumuşuna hepimiz bu konuda gerçekten kötüyüz. Okullara lütfen çöp dersi konulsun ve hatta kurslar açılsın derecesinde isyandayım.

İzmariti denize atandan, boş kola kutusunu otobanda aracın penceresinden dışarı fırlatana kadar… Tüm deniz, göl ve akarsu kenarları şişe ve çöp dolu. Yol kenarlarıysa boş plastik bardak ve şişe dolu; mavi naylon çöp torbalarının yollara atıldığını ve daha sonra bunların doğayla buluştuğunu en az bir-iki asır o bölgeyi mahvettiğini kaç kere yazdım ve söyledim.

Artık tekrar etmiyorum, bir şey söylemiyorum. Sadece susuyorum. Başka bir deyişle sessizce çığlık atıyorum.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

İlginizi çekebilir

Muhteşem Yüzyıl –II–

Muhteşem Yüzyıl –II–

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk