ekip hali selçuk izmir
Ana Sayfa Hüseyin Taşyakan, Manşet Haber, Üst Manşet 29 Ağustos 2017

Kırı Görünce Tosbağa, Suyu Görünce Kurbağa

Kırı Görünce Tosbağa, Suyu Görünce Kurbağa

Değerli okuyucular bu yazının konusu ve muhatabı, ne siyasi iktidar olacak, ne de muhalefet partileri ve ne de bu ülkede onlarca defa seçimlere girip; alabildiği sonuç %2 leri bile bulamamış, egosunu tatmin etmekten başka hiçbir halta yaramamış olmakla beraber, popilizmden nemalanarak kendi genel başkanlık koltuklarından başka zerre kaygısı olmayan siyasetçi müspettesi zavallılar!

Yani buradaki ifadelerimin muhatabı, bu kez siyasi bir kimlik yada kurum değildir.
Bu yazının yegane çıkış noktası; bütün uyarılarımıza rağmen, geçmişte bu ülkenin kozmik odalarına kadar dört bir yanımız CIA uşaklarınca yol geçen hanına döndürülüp, devletin tamamı din bezirganı bir pisikopatın tetikçileri tarafından zaptediliyorken ses çıkarmayanların, bugün karşılaştığımız her yerde bize demokrasi dersi vermeye kalkan aymazlardır.

Dolayısıyla dün neler söyleyip, nerede duruyorken; bugün tam tersine neler yumurtladığına şahit olduğum insanların verdiği fotoğraf, bu yazının özellikle de başlıkta kullandığım ifade çerçevesinde yazılmasına sebep olmuştur.

Öyle, çünkü yıllar öncesinde (özellikle 2010 referandumu döneminde) söyleyip, iddia ettiklerim karşısında sarfettikleri sözleri halen aklımdadır. Hele ki yazılarımın yayınlandığı haber sitelerinde köşemdeki yorum hanesine, ‘’gazoz kapağı’’ ‘’Hamam Böceği’’ ‘’Anarşist’’ velhasıl çakmak hasan kibrit hüseyin gibi saçma salak nicklerle girip yorum yapanlar, ogünlerde hem Pensilvanya’ daki yobazın avukatlığını yapıyor, hem de o yobazdan feyz alarak büründükleri kin, nefret ve hıyanet kalıpları içerisinde şahsıma ve benim/bizim gibi düşünenlere salya sümük saldırıyordu.

Yani; bu yazıya konu olanlar, düne kadar Pensilvanya’daki 3. Sınıf bir vaizden ibaret, eğitimde ilk okul mezunuyken şeytanlıkta master yapmış bir alçağın kendisini bir din uleması gibi sattığı, her gün kendisine ait ekranlardan (sözde hizmet hareketlerinin amaçlarına ulaşması için) yumruk yaptığı bir elinin üzerine diğer elinin avuç içini şaplata şaplata ‘’gerekirse savcı satın alacaksınız, hakim satın alacaksınız’’ beyanlarını ağızları açık ve büyük bir inançla izliyor ve kendisine toz kondurmuyorken; bugün, daha doğrusu 15 temmuz sonrasında, geçmişlerinin tam tersine, oradan buradan duydukları sinkaflı sözleri birleştirip en ağır küfürleri sarfedenlerdir.

Son cümlede, özellikle ‘’oradan buradan duydukları’’ dedim zira bunların kendi başlarına düşünüp cümle kurma yetenekleri dahi yoktur. Bunların yerine düşünen, karar veren birileri vardır ve bu aymazların da önlerine konulan bu düşünceye biad etmekten başka yetenekleri yoktur. Ha bir de, yaşam felsefesi ‘’bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ üzerine kurulu olanlar var ki; onların durumu umutsuz vaka diye tanımlayabileceğimiz kadar daha da vahimdir. Bütün yaşamları korkularının esaretinde geçerki, dolayısıyla bu kesimi de güce tapanlar diye sınıflandırabiliriz.

Hatta tam da burada Fransız yazar Albert CAMUS’un ‘’hiçbir şey korkuya dayalı saygı kadar iğrenç değildir’’ sözünü hatırlatmanın isabet olacağını düşünüyorum.
Sonuç itibariyle, kimdir bunlar diye soracak olursanız; CIA tetikçisi bir hainin liderliğindeki terör örgütünün, bin türlü hile ve sahtekarlık yoluyla devletin kılcal damarlarına kadar sızdığını gördüğü, duyduğu ve bildiği halde susanlardır. Yine, bin türlü yalan ve iftira yoluyla kurgulanmış kumpaslarda, mesnetsiz iddialar ile şanlı Türk ordusunun vatanperver komutanlarını Silivri zindanlarına gönderen, ruhunu şeytana satmış savcı ve hakim kılığına bürünmüş alçaklara tepki vermek yerine, kendi ülkesinin ordusuna en ağır küfürlerle saldırıp, bulundukları her ortamda onu itibarsızlaştıranlardır.

Yine de çözemeyen varsa değerli okuyucular, kimdir bu yazıya konu olanlar diye söyleyelim.
Belki de yaşadığınız şehirde bir serbest meslek erbabıdır, belki de devlet dairesinde memur, ya da bir çiftçi, şoför, avukat, doktor, gazeteci vs.

Sokağınızdaki kıraathanede hergün oturup sohbet ettiğiniz bir tanıdık belki, aynı apartmanda her sabah karşılaştığınız alt ya da üst komşunuzdur hatta.
İşin en traji komik tarafı da değerli okuyucular; uzun yıllardan beri, siz Pensilvanya’daki şarlatan ve çetesi ile ilgili uyarılarda bulunduğunuz sıra ciddiye alınmadığınız gibi; salyalara karışmış sinkaflı saldırılara maruz kalıyorken, şimdi bu zevatın karşınıza çıkıp, hiç utanmadan, Fetö terör örgütüyle ilgili bir uzman ağzıyla konuşmaya çalışacak kadar hadsizlik etmeleridir.

Ve siz, siz olun değerli okuyucular bu hadsizlik, bu çok yüzlülük karşısında susmayın.

Benjamin Disraeli’ye göre ‘susmak, doğru sözün anasıdır’ belki ama, birçoğunuzun hemen hemen her gün karşılaştığını tahmin ettiğim bu pişkinlik karşısında Disraeli’ den değil de;
‘Susmak, kendine güvenmeyenin başvurduğu en emin çaredir’ diyen François de La Rochefaucauld’ ın sözünden feyz almanızı öneririm.

Olur da, dünkü hal ve tavırlarına, sözlerine tanık olduğunuz biri, pervasız bir pişkinlikle karşınıza çıkıp size akıl vermeye kalkacak olursa;
En azından suratlarında tokat gibi patlayacak şu cümleyi kura bilirsiniz:

‘’Üç maymunu oynamayın, bukalemunlaşmayın ve saklanmaya çalışmayın. Allah’la konuştuğunu iddia edecek kadar sapkınlaşmış bir CIA uşağının, bu ülkenin kurumlarıyla beraber tüm kazanımlarına ve değerlerine tecavüz ettiği sıra, nasıl sustuğunuzu unutmadık. Bütün o günahlarınızla beraber, gün gibi aşikarsınız’’

Buna bile cevap verecek kadar pişkinse karşınızdaki emin olun; ya aklı uçmuştur, ya da ahlakı kalmamıştır…

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk