ekip hali selçuk izmir
Ana Sayfa Asil S. TUNÇER, Üst Manşet 9 Haziran 2016

İzmir’e Bir Kurtuluş Müzesi Elzem

asiltuncerİzmir’e Süratle Yeni Müzeler Kazandırılmalıdır

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmir kenti Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya ve ismini şuan hatırlayamadığım bir-iki komutana daha İzmir de birer ev bağışladı. Bu jest, ülkeyi düşmandan kurtaran bu kumandanlara birer şükran niteliğindeydi.

Bugün Atatürk Müzesi olarak ziyaret ettiğimiz bu yapı 1875-1890 yılları arasında inşa edilen ve 1922 yıllarına kadar Ermeni/Rum asıllı halı tüccarı Takfor adında birinin yaşadığı evdi. Savaş sonrasında söz konusu kişinin ülkeden ayrılması üzerine bu ev 9 Eylül 1922 de Hazine’ye devredildi.

Mustafa Kemal Paşa evi Başkomutanlık yaptığı dönemde karargâh binası olarak kullandı ve çok kereler buradan halka hitap etti. 7 Şubat 1923 de İzmir de toplanan İktisat Kongresi kurmayları ile burada çok önemli toplantılar yapıldı. Kongrenin bitiminden sonra hazine sivil mimari örneklerinden olan iki katlı bu yapıyı 1926 yılında Naim Bey isimli bir kişiye otel olarak kullanılmak üzere kiraladı ve Naim Bey Oteli adı altında işletmeye açıldı.

Atatürk İzmir!e geldikçe İsmet İnönü ile birlikte işte bu Naim Palas’ta kaldı. İzmir Belediyesi 13 Ekim 1926 da bu yapıyı satın aldı ve içerisindeki eşyalarla birlikte Atatürk’e hediye etti. Atatürk’ün ölümünden sonra yapı veraset yoluyla kız kardeşi Makbule Baysan’a geçti. Bundan sonraki yıllarda İzmir Belediyesi Atatürk’ün kaldığı bu yapıyı müze yapmak üzere kamulaştırdı ve müze Atatürk’ün İzmir’e gelişinin 19. yılına rastlayan 11 Eylül 1941 de törenle ziyarete açıldı.

Müze, 5 Ekim 1962 tarihinden itibaren Atatürk İl Halk Kütüphanesi ve İzmir Şehri Atatürk Müzesi ismi ile hizmet verdi. Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı 28 Aralık 1972 de yapının mülkiyetini İzmir Arkeoloji Müzesi’ne devretti. Bundan sonra yapı restore edilmiş, yeniden düzenlenerek 29 Ekim 1978 de Atatürk ve Etnografya Müzesi olarak hizmete girmiştir.

Müzedeki etnografik eserlerin 13 Mayıs 1988 de açılan yeni Etnografya Müzesi’ne taşınmasından sonra da müze “Atatürk Müzesi” adını aldı. Neo-Klasik üsluptaki bu yapı bodrum, zemin, birinci kat ve çatı katından meydana geldi. Kâgir yapı 582 m2’lik bir alanı kaplamakta olup, dikdörtgen planlıdır.

Binanın arka cephesi Gündoğdu Meydanı’ndan Liman’a uzanan II.Kordon yani Cumhuriyet Bulvarı’na bakar ve revaklı olup, birinci katta bir cumbası bulunup, zemin katı mermer plakalarla kaplıdır. Burası toplamda 34,5 m2’lik Uşak halısı, büyük boy kristal bir ayna ve Atatürk büstü bulunmaktadır.

Nişler içerisinde mermer heykellerin süslediği holden birinci kata çıkan merdivenlerin başında iki adet tunçtan şövalye heykeli, merdiven sahanlığında da büyük bir Atatürk portresi bulunmaktadır. Katta, toplantı salonu, Atatürk?ün çalışma odası ile yatak odası, misafir odası, berber odası, muhafız odası, kabul odası, bekleme odası, kütüphane, yemek odası ve banyo mevcuttur.

Toplantı salonunda 12 sandalyeli bir masa, yatak odasında maun bir karyola ile kadife koltuklar, bir kanepe, bir şezlong, bir markiz ve üç dolap çalışma odasında ise meşe kaplama çalışma masası ve üzerinde Atatürk?ün kullandığı yazı takımları, ayrıca çeşitli heykeller, vazolar ve yağlı boya tablolar vardır. İran Şahı Rıza Pehlevi 22 Haziran 1934’te burada konuk edilmiştir.

28 Aralık 1972 de İzmir Belediyesi mülkiyetinden İzmir Arkeoloji Müzesi mülkiyetine geçirildi. Burada bilhassa üzerinde durmak istediğim husus Mustafa Kemal Paşa kendisine hediye edilen bu evi İzmir kent yönetimine geri vermesidir. Asıl gelmek istediğim nokta İzmir de henüz bir Kurtuluş Müzesi olmaması. Burada İsmet İnönü’ye sanırım çok iş düşmekteydi zira Mustafa Kemal’in ömrü devrimleri tamamlamaya ve Hatay’ı Türkiye topraklarına katmaya yetmemişti.

Hatta Kurtuluş Müzesi?nden sonra İzmir?e İzmir Sanayi Müzesi ve İzmir Sağlık Müzesi gibi daha birçok müze kurulabilir; kurulmalıdır. Zira İzmir, atlı tramvay ile troleybüs ve lokomotif ile teleferik ve de körfezinde eski vapurlarıyla, eski taksileriyle daha birçok taşıma aracını kullanmış bu yüzden de sanayi ve teknolojik evrim geçirmiş bir kentimizdir. Bundan başka eski (Kadifekale) ve yeni (Çankaya) İtfaiyeleri’nde kullanılan ekipman, su tulumbaları, tankerler ile eski gazetelerin basıldığı matbaa vs herşey ama herşey toplanıp bir mekanik ve teknoloji müzesi tesis edilebilir.

Dolayısıyla kent beleğinde İzmir?in bir zaman kullanıp sonra geçmişte bıraktığı bu ulaşım araçlarından tutun da Havagazı Fabrikası, Kula Mensucat Fabrikası ve yazının uzamaması için daha nice sayamadığım kuruluşun alet edevatına ve donanımına sahiptir ki bu eserler, varlıklar yitmeden, hurda olmadan mutlaka ve mutlaka İzmir’e, İzmirliye, Türkiye’ye kazandırılmalıdır. Bunun ötesinde, İzmir Fuarı’nın ilk gününden itibaren pavyonlarında sergilenen ürünler bile derlenerek ayrı bir teçhizat müzesi kurulabilir.

Sözüm şu ki; İzmir’e birçok alanda ve çok çeşitli eserle dolu müzeler kurulmalıdır ama öncelikle ve ivedilikle bir Kurtuluş Müzesi’ne duyulan ihtiyaçtır. Bunun kazandırılması kültürel ve tarihi kurumlar gibi tamamlayıcı bazı çalışmalar eski devirlerde ya gözden kaçmış ya da başarılamamıştır. Bu daha sonraki yıllarda kâh ihmale uğramış veya göz ardı edilmiştir. Neyse geç kalınmış sayılmaz ve zararın neresinden dönersen kardır; meşhur söz?

Oysa özellikle kültürel çalışmaların yoğunlaştığı 1937 sonları ve sonrası hem kentteki yollar, meydanlar hem de fuar alanında düzenlemeler yapılmıştı. Konak Meydanı bu yıllarda şekillenmeye başlar nitekim. Bu dönemin Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’dur ve görev yaptığı yıllar 1931 – 1940 arasıdır. Yeri gelmişken Vali Fazıl Güleç’i de unutmamak ve İzmir’e büyük katkılarından bahsetmek gerekir. Vali Güleç 1935-39 yıllarında görevde bulunmuş, daha sonra TBMM?de de vekillik yapmıştır. TBMM deyince aklıma geldi, İlk Meclis Binası da, DP döneminin ilk yıllarında müze yapılmıştır yoksa daha uzun yıllar CHP merkez binası olarak kalacaktı.

Baktığımızda İsmet İnönü devlet bilinci olan ve Kurtuluş Savaşı?nı bizzat en yüksek mevkilerin birinde yaşamış insandı ve zamanında İzmir’e bir Kurtuluş Müzesi kazandırılabilirdi. Acaba niye gerçekleşmedi? Hatta bugünkü İzmir (İsmet) İnönü Evi’nden başka bir İşgal ve Kurtuluş Müzesi vücuda getirilebilirdi. Gelecek kuşaklara da 3,5 yıl işgal yaşamış bir kentin tarihi belleği aktarılabilirdi. Zira o yıllar, Milli Mücadele, “Cumhuriyet ve Devrimlerini” barındırmaktadır. Bugünü neslin ve de gelecek kuşakların o dönemi en iyi anlayabilmeleri için kitapların yetersiz kalacağı kesindir.

Dolayısıyla görerek, nesnelerle ve o güne ait eserlerle canlı olarak görsel anlamda çocuklarımıza, gençlerimize ve hatta bizlere bir dönemi, geçmişimizi ve tarihimizi en iyi anlatacak olan müzelere kesin ihtiyaç vardır. Sanırım biraz da bu nedenle, müze eksikliğimizden olsa gerek günümüzde hala Milli Mücadeleyi, işgal dönemini, kısacası o yılları tam anlatamadığımız insanlarımız mevcuttur. Üzülerek söylüyorum bu böyledir. Müzesizlik, müzelere olan ilgisizlik ve de bilinçsizlik? Ne derseniz deyin. Bunu eğitimden öğretime, hükûmetlerden yerel yönetimlere kadar çok idarecinin zaafı ve kusuru olarak görebiliriz.

Örneğin; Celal Bayar, Doğduğu evi, Gemlik-Umurbey, müzeye çevirtmiş ve gelecek kuşaklara tarihimiz, milli mücadelemiz canlı bir şekilde aktarılmış, aktarıla gelmektedir. Sırası gelmişken Celal Bey’in (Bayar) İzmir Milli Kütüphane’nin kuruluş aşamasında, 1912-1913 yıllarında Vali Rahmi Bey’in çabalarını desteklediğini ve sonuçta yazılı-basılı tüm evrak ve yayını toplayan bu kurumun, vakıf kütüphanesinin, kente kazandırıldığı bugün ben dâhil- birçok araştırmacının ikinci adresi olduğunu anımsayalım.

Yapılanlar yeterli mi? Değil. Daha yapılacak çok iş var. Haydi, yeni müzeler kurmaya, kültürümüzü ve tarihimizi geri kazanmaya?
Asil S. TUNÇER
Profesyonel Turist Rehberi

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk