uludag eleman selçuk izmir

Dinbaz

Sanırım 1999 veya 2000 yılıydı ve hangi dini bayram erefesi olduğunu tam hatırlamıyorum. Özellikle İstanbul’daki mezarlıklarda İçişleri Bakanlığı talimatıyla, Müftülükler sahte hoca operasyonu düzenlemişti. Bazılarının ekranlarda haber bültenleri içerisinde gösterilmesiyle şahit olduk ki; çok sayıda sahtekar mezarlıklarda vatandaşların ölmüşleri için sözde kuran okuyarak onlardan ücret alıp dolandırıyordu.

Dolandırıyordu diyorum çünki, baskın esnasında Müftülerin, ‘’Ne okuyorsun sen? Okuduğunu bir de benim önümde oku da göreyim’’ sorgusunun ardından, meğerse bunların okuduklarının Kuran’la falan uzak yakın hiç ilgisinin olmadığı ve bunların, vatandaşın bilgisizliğinden faydalanarak din istismarı yapan sahtekarlar olduğu ortaya çıkmıştı. Tam da bu noktada birkez daha Atatürk’ün Kuran’ı (Elmalılı Hamdi Yazır) Türkçeye çevirterek, ne büyük bir hizmette bulunduğunu anlayabiliyoruz.

Din üzerine çokta bilgi sahibi olduğumu asla iddia edecek durumda değilim, ama din üzerinden bu coğrafyada tarihler boyu insanların nasıl sömürülüp aldatıldığının, hatta siyasi rant olarak kullanıldığının da farkına varmayacak kadar aptal da değilim.

Yakın geçmişte yaşanmış bu hatırlamadan sonra, çoğunu biliyor olsanız da belki dikkatinizden kaçmış olabilir düşüncesiyle yine yakın geçmişten bildiğimiz birkaç dinbaz örneğini size hatırlatmakla beraber, dinbaz ın anlam itibariyle ne ifade ettiğini de, Osman Aydoğan’ın 28 Ocak 2019 tarihli DİNBAZ-DÜZENBAZ ve DİNDAR başlıklı yazısından bir bölümle anlatmak istiyorum.

” Dindar insanlar Allahü teâlânın öyle kullarıdır ki, halk onları bilemez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değildirler. Hulûs-u kalp ile boyun büker ümmet-i Muhammed’e dua ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar iyi insanlara. Onlar adsız şansız Allah dostlarıdırlar, onların bir seher vakti gözyaşıyla yaptıkları dua binlerce topun yapamadığını yapar, kralları, sultanlıkları yıkar, kaleleri paralar. Dinbaz insanlar ise dini iyi bilirler ancak bu özelliklerini masivaya (dünya, kainat, Allah’tan başka her şey) tamah ve tenezzül doğrultusunda seferber ederler. Dinbaz insanlarda din, amaç değil araçtır, özne değil nesnedir. Dinbaz, dini iyi bilse de onunla oynayan, onu oyuncak yapandır. Din, dindarın seciyesi, dinbazın sermayesidir. Dinbaz insanlar dini siyasete alet ederler, kutsal kitapları ellerinde araç haline getirirler, kutsal mekânları siyaset meydanına çevirirler. Dinbaz insanlar Hz. Peygamber’in bile kimseye Ruz-i Mahşer (Kıyamet Günü) için berat (Kurtuluş) vermediği bir dinde, kendilerini Ruz-i Mahşer için berat belgesi vermekle yetkilendirirler… Bu insanlar Giordano Bruno’nun; “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar” diye bahsettiği kötü insanlardır. Türkçedeki ‘’Düzenbaz’’ kelimesi ile ‘’Dinbaz’’ kelimesi arasında bir anlam korelasyonu vardır: Bütün dinbazlar aynı zamanda da düzenbazdırlar… En başta da söyledim ya; Türkçemiz aziz bir dil… Anlıyorsunuz değil mi ‘’Dindar’’ kim, ‘’Dinbaz’’ kim, ‘’Düzenbaz’’ kim? Son iki tanımdan etrafımızda o kadar çok var ki, bunlar en çok hulûs-u kalp ile dua eden Allah dostu dindar insanlara ve dine zarar veriyorlar…’’

Osman Aydoğan’ın Dinbazı tanımladığı bu mükemmel metni okuyunca benim de aklıma, sosyal medyada dolaşırken okuduğum bir cümle geldi değerli okuyucular ve aynen şöyle diyordu; ‘’Müşriklerin(Tanrı’ya ortak koşan) dincisi Allah adıyla kandırır. Yalancıdır,riyakardır,hırsızdır. Dindarı kandırılır. Kendisi kıt kanaat yaşarken, dinciye dua eder.’’ Ülkemizde yaşananları düşündüğünüz zaman, aklıselim sahibi herkesin bu cümlenin altına imza atacağından da eminim.

Ülkemizde yaşananlar deyince, Tayfun Atay’ın 8 Şubat 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki DİNBAZ İMAM, DİNDAR CEMAAT başlıklı yazısından bir bölümle örnek vermek istiyorum sevgili okuyucular.

” Basına yansıdığı kadarıyla Ümraniye’de bir başka camide görevli imam Hüseyin Güleç, geçen Cuma günü vaaz vermek üzere yine aynı ilçedeki İmes Sanayi Camiî’ne gider. Belli ki özellikle esnafa yönelik bir “oyun” çevirme peşindedir.
Vaazı ses kaydından
dinleyelim:
“Kötüye gidiyor işler
diye esnafın moralini bozmaya çalışıyorlar. İşler kötüye gitmiyor, iyiye gidiyor. Kötüye gidiyor diyenlere bakacaksınız. (…) Bugünkü Hayır’cılar, onu söyledim ya, kimdir bunlar?.. Dünyanın en büyük havalimanını istemeyenler… Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü
hazmedemeyenler… Gözünüze dizinize dursun dedi ya Başbakan, durmasın! Gözleriniz dizlerinize aksın!.. Aksın aksın, utanmadan gezsin onlar!.. İşte bunlara karşı çıkanlar, Marmaray, Avrasya, Esenler’i istemeyip [adeta hançeresini yırtarak] Hayır’cılaarrr,
bunlar işte Hayır’cılarrr!.. 15 Temmuz’daki, bu milletin iradesiyle, bu milletin istikrarıyla oynayan katiller bunlar!..”
Sonrasında imam,
neredeyse ses duvarını aşarcasına gürleyerek Hayır’cılara atfen başka bir şeyler söylüyorsa da anlaşılmıyor, ama araya cemaatten birinin gayet sakin şekilde “Hocam” diyerek girdiğini ve şöyle devam ettiğini duyuyoruz:“Hocam, camideyiz (…) geldik. Hayır diye
düşünenler de var.”
Bunun üzerine cemaatten
“Evet, öyle” diyenler duyuluyor ve alkış sesleri yükseliyor. Sonra bir başkasının, “Burası cami Hocam, cami” diye bağırdığını duyuyoruz. Elbette protesto uğultuları eşliğinde…
*
Tam o noktada dinbaz
ve de kurnaz imamımız ne yapıyor dersiniz?!
Hemen “Eşhedü” çekmeye
koyulup Allah ve Resûl’ünün adlarına sığınarak cemaatin kendisine yönelik haklı tepkisini soğurmaya ve soğutmaya yelteniyor. Ne yapsın cemaat, “Eşhedü”ye eşlik ediyor!..
Ama sonra yine devam
ediyor bizimki! Sanki birkaç dakika önce Hayır’cılara yönelik “gözleri dizlerine aksın”, “utanmadan gezsin onlar”, “katiller” diye bağıran kendisi değilmiş gibi, “Biz, Hayır’cılara da saygılıyız, Evet’çilere de saygılıyız. Herkes hürdür, iradesini söyler,
fikrini söyler” diye “makas değiştiriyor”.
Tabii cemaat yutmuyor
ve karşılık veriyor: “Hocam, hain diyordunuz ya! Yapmayın böyle yaaa!..”
Protestolar devam
edince imamımız yine “çevik”çe dine sığınıp “Değerli kardeşlerim, namazdan sonra 57 tane cami için yardım toplanacak, Allah yardımlarınızı kabul etsin, geçmişlerinize rahmet olsun, şehitlerimizin ruhu şâd olsun, birliğimiz beraberliğimiz daim olsun” diyerek
bastırıyor cemaati…
*
Film gibi, değil
mi?! Ve beni en çok çarpan, meydanı da, cemaati de “boş”sanan imamın, dini siyasete ucuz ve bayağı şekilde alet edişine insanların tepkisi karşısında dağılıp “Eşhedü”ye sığınması oldu’’

Şu örneklerin dışında ve yakın geçmişte daha onlarca örneklere tanık olduğunuzu biliyorum. Sırf kendi menfaatleri bozulmasın diye muktedir olanların ruhunu okşayacak ifadelerle yalakalık yapan yüzlerce,hatta binlerce din görevlisi veya bilgini kisvesi altına saklanan riyakar takiyecinin var olduğu herkesçe malumdur. Bunlar ki yine kendi menfaatleri uğruna bu ülkenin milli değerlerine dahi saldıran açıklamalarda bulunmaktan geri kalmamışlardır ancak, Kuran kursunda tecavüze uğramış çocuklar için ağızlarını açıp tek kelime bile etmeyişleri de malumunuzdur.

Bunların yanında, sanki özel olarak dinimizi çirkenleştirmek için görevlendirilmiş gibi sapkın ifadeler kullanarak saçma salak fetva verenleri; biraz da sizin ruh sağlığınızı düşünerek, bir kez daha burada sıralamak istemiyorum değerli okuyucular.

Dolayısıyla bu ülkede İslamiyetin asıl düşmanları, sözde din adamlarının kafir, ateist diye işaret ettikleri değil; muktedirlerin kapıkulu olmakla beraber, en sapkın fetvaların altında imzası bulunan din tacirleridir diye düşünüyorum. Tam da burada bu ülkenin Diyanet İşleriyle ilgili bir hatırlatmada bulunmayı mecburi hissediyorum.

O Diyanet ki; ”Ölen karınızla öldükten sonra altı saat cinsel ilişkiye girebilirsiniz” diyecek kadar sapkın bir düşünceye sahip Sadi Mursi öldüğünde ona hutbe okuyup, ulusal yas ilan etmiş ve gıyabi cenaze namazı kılmıştır ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü 30 Ağustos’ta anmaktan da kaçınmıştır. Bunun takdirini de siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, (çok ta bilip değer verdikleri için değil) kuyruk acısıyla sürekli Cumhuriyet rejimi karşısında Osmanlı’yı allayıp pullayıp insanların zihnine, (en çok ta dinimizi kullanarak) kazımaya çalışanlar için bir Osmanlı hükümdarının, Fatih Sultan Mehmed’in şu cümlesini yazarak tamamlamak istiyorum…

İnsanlara ‘’Dinin ne, namazın var mı, oruç tutuyor musun?’’ gibi Allah’ın soracağı sorular sormayacaksınız, insanlara ‘’aç mısın, ne ihtiyacın var, bir sorunun var mı?’’ gibi kulun kula soracağı sorular soracaksınız.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk