ekip hali selçuk izmir
Ana Sayfa Asil S. TUNÇER 20 Eylül 2015

AYASULUK –III-


Aziz Yuhanna Bazilikası: Büyük Sarnıç, Şapel ve Vaftizhane

Resmi adıyla St. Jean Anıtı ama bizim tanımlamamızla ve bana göre olması gereken adıyla Aziz Yuhanna Bazilikası. Adlandırma ve anlam kargaşasının sık yaşandığı ülkemizde, Selçuk’taki bu çok önemli eserde de aynı sorunu yaşıyoruz… Atfedilen kişi veya tarihi ve dini figür Aziz Yuhanna dillere göre John, Jean, Ioannes, Yahya gibi isimler alır ki bazen farklı karakterler olduğu sanılır. Hele bir de bu isimlerin uzantılarına takılırsanız işin içinden çıkılmaz hale gelir. Dediğim gibi ben Türkçe anlatımlarımda ve yazılarımda Aziz Yuhanna Bazilikası demeyi yeğliyorum.

Efes’in hem ilk hem de son yerleşimlerinden olan Ayasuluk Tepesi bu haliyle bu muazzam esere de ev sahipliği yapar ki kendi de aslında çok önemli bir yerleşimler alanı yani bir höyüktür. Evet, yanlış duymadınız bir höyük yerleşimidir Aziz Yuhanna Bazilikası’nı ve Ayasuluk Kalesi’ni üstünde barındıran Ayasuluk Tepesi. Zira Ayasuluk Tepesi’nde ve Çukuriçi Höyüğü’nde yapılan kazılar, M.Ö.6-5.binden yerleşim izleri ortaya koymuştur. Bu neolitik tabakalar burasının defalarca yeniden yerleşime sahne olduğunu ve üst üste gerçekleşen bu yapılaşmalara münhasıran bir höyük yerleşimidir.

Öte yandan Hitit Dönemi’nde Batı Anadolu’da Arzawa ve Mira Krallığı’nın da başkenti olan Apasas’ın, Ayasuluk olduğu artık kesin bir bilgidir. Bilhassa İç Kale’nin güneydoğu köşesinde açılan açmada altı ayrı yerleşime ait izler bulunmuş ve Tunç Çağı’ndan Helenistik Dönem’e ait tabakalara rastlanmıştır. Özellikle Altıncı Tabaka’da elde edilen üçayaklı kaplar, çivi bezemeli parçalar ve silindirik kapaklar gibi Erken Tunç Çağı ve Troya I evresi dönemle özdeş eşyalar Anadolu’nun Liman Tepe, Bakla Tepe gibi diğer Erken Tunç Çağı tabakalarına ait eserlerle dönemsellik gösterir.ayasuluk5947

Buradaki kazı çalışmaları Efes Müzesi tarafından 60lı yıllarda yapılmış, 90larda da bir 10 yıl kadar kısmen devam ettirilmiş ama 2003-07 arasında sekteye uğramıştır. Daha sonra Ayasuluk Tepesi ve Aziz Yuhanna Bazilikası birlikte Bakanlar Kurulu kararıyla 2007 yılından itibaren Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Anıtı Kazı ve Onarım Çalışmaları olarak Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Büyükkolancı’nın başkanlık ettiği bir bilim ekibinin sorumluluğuna verilmiştir. Bu kazı çalışmalarında İç Kale’de Güney Yamaç Evleri, Kale Köşkü, Sarnıçlar, Cami ve Hamam kazılarak gün yüzüne çıkarılmış, Aziz Yuhanna Bazilikası güneydoğu cephesinde de bir sarnıç ortaya çıkarılmıştır.

21.00 x 22.50 m. ölçülerindeki Büyük Sarnıç, dokuz kubbe ile örtülü ve derinliğinin en az 4 m. olduğu anlaşılmış, iki yılda 1.50 metrelik üst bölümü kazılmış, Selçuk içinde yer alan ve doğu- batı yönünde uzanan Bizans Dönemi su kemerlerinin son durağı olduğu anlaşılmıştır. 1300’lerde kubbeleri yıkıldıktan sonra bölgeye hâkim olan Aydınoğulları Beyliği Dönemi’nde sarnıç çevre duvarları basit odalar haline getirilmiş, 1470lere, Fatih Dönemi’ne kadar kullanılan odalardan birinde bulunan ezme taşları, burasının olasılıkla zeytinyağı işliği olarak kullanıldığını göstermiştir. Büyük Sarnıç’ta ve etrafında yapılacak gelecekteki kazılarda daha birçok şeyin bulunacağına ve yeni bilgiler edinileceğine eminim.

Bazilika kendi içinde karışık ve çok bölümlü yapı olarak karşımıza çıkarken Aziz Yuhanna’ya atfedilmiş diğer kilise yapılarına nazaran da en büyüğü olma özelliğini korur. Kiboryum’dan Kale istikametine doğru yani yukarıya yüründüğünde ki bu Bazilika’nın Bema’sından sol tarafa yürümek anlamına gelir, karşımıza üstü ahşap örtülü kulübemsi bir başka küçük yapı çıkar. Güneş ışıklarının aydınlatabildiği kadarıyla günün değişik saatlerinde farklı açılarla az çok görülebilen cam muhafaza ardındaki freskleriyle daha çok tanıdığımız bu yapı aslında bir Şapel yapısıdır. İçinde klasik figürlerin yanı sıra Aziz Timotheus’un freskini de barındırır. Gerçi bakıldığında daha çok basit duvar resmi veya alçı üstü boya gibi dursa da en az bin yıldır buradadır ve yaşına göre hala iyi durumdadır.
Batıya yani sola doğru yer alan Hazine Dairesi ya da teknik adıyla Skeuophylakion, Şapel’e yapışık durumdadır ve aynı döneme denk gelir ki beraber planlanıp yine en geç 6.yy’da birlikte inşa edildikleri düşünülür. 1978 yılında açığa çıkarılan yapı merkezi ve kare planlı olup ortasında 6.30 m. çapında dairesel merkezi kısım ve bunun çevresinde merkeze açılan bölümler ve köşe odaları veya nişleri barındırır. Merkezi kısmın üzeri kubbe ile örtülü olup yan kısımlar iki katlıdır. Merkeze açılan haç kolu şeklindeki bölümlerde ve üst kat galeride yer alan karşılıklı nişlerde kilisenin kutsal eşyaları ve hazineleri saklanmıştır.

ayasuluk5929

Buraya girdiğinizde size çok şey ifade etmeyen raf gibi, pencere gibi duran nişli duvarlar ki adeta soyulmuş ve talan edilmiş havası verir, özünde çok önemli bir kısımdır ve de ülkemizde öyle çok da örneği yoktur. Yapının bilinen tek benzeri İstanbul Ayasofya Kilisesi’nin dairesel planlı Hazine Dairesi’dir. Kazılar sonunda anlaşıldığı kadarıyla Yuhanna Bazilikası’nın Hazine Dairesi, Türkler Ayasuluğ’u aldığı zaman kısmen sağlam durumdaydı. Ancak kutsal eşyalar ve kilise hazinelerinin Haçlı Seferleri sırasında, Katalanlar tarafından yağmalandığı bilinmektedir. Kalanların ise 1304 sonrasında Türkler tarafından Foça’ya buğday karşılığı rehine olarak verildiği söylenir. Sonra da Foça’dan İstanbul’a ve buradan Avrupa’nın başka kutsal mekânlarına gittiği sanılmaktadır.

ayasuluk5966

Arkaya doğru yürümeye devam ettiğimizde bir katakomp odası niteliğinde bir cenaze odası, koridor ve devamında da Vaftizhane’yle karşılaşırız. Konum itibariyle sol nefin kuzeyinde ve Şapel’in arka kısmında yer alan Vaftizhane Anadolu’daki kompleks planlı iki Vaftizhane’den biridir. Benzeri Side Piskoposluk Sarayı yakınında olan vaftizhane, Oktagonal yani sekizgen planlı olup çevresel bir koridoru ve bu koridora açılan üçgen planlı köşe odalarıyla konuşlanmıştır. Vaftizhane tümüyle 5.yy’dan kalma olup Jüstinyen Dönemi öncesi ahşap çatılı bazilika dönemine iner ve 6.yy’daki Kubbeli Haç Kilisesi ile beraber genişletilerek kullanılmaya devam edilmiştir.
Niş çevresi ve duvarlardaki düzenlemeler ve de mermer dekorasyon sayesinde zengin ve de haraketli bir görünüm sunan Vaftizhane, köşelerine yerleştirilen postamentler yani Roma, Rönesans ve Yeni Klasik mimarlıklarda sütun kaidesinin altında bulunan kare ya da çokgen tabanlı prizma biçiminde altlıklar sayesinde yapı içindeki sütunlu iç mimariyi çok etkileyici gösterir. Benzer etkileyici mimari ve süslemelerin aynı şekilde 7.yy’da Efes’ten buraya taşınan Piskoposluk Sarayı içinde geçerli olması gerekir ki gerek dönem ve gerek söz konusu yüzyılın tekniğinde ve gerekliliğinde bu anlayış yatar.

Merkezi kubbenin cam mozaiklerle kaplı olduğunu kazılarda bulanan mozaik tanelerinden anlaşılmıştır. Tabanın tam ortasında iki yanı üçer basamak merdivenli yuvarlak bir vaftiz havuzu vardır. Sağında ve solundaki küçük havuzlar ise vaftiz törenleri sırasında rahiplerin kullandıkları yerlerdir. Bu tip vaftiz havuzları 5. ve 6.yy.larda Hıristiyanlığın hızla yayıldığı dönemlerde vaftiz törenleri sırasında kullanılmıştır. Daha erken bir vaftiz havuzuna Meryem Ana Evi’nde daha geç veya dönemsel olanına da Efes’te Meryem Kilisesi’nde rastlanılır.

ayasuluk5938

Vaftizhane güney duvarındaki Mermer Çeşme de 6.yy eseridir ve hatta burada bahsetmek istemediğim bir rivayeti vardır. Siz okuyucularım ve turlarıma katılanlar bilir, en sevmediğim şeylerden biri türlü türlü hurafe ve rivayetlerdir ki konunun veya eserin gerçek tarihine gölge düşürür, bu yüzden anlatmayı sevmem. Neyse devam edelim: güneye yöneldiğimizde karşımıza doğu-batı eksenli uzunlamasına bir koridor ve içinde iki ayrı zeytinyağı ve şarap işliği çıkar. Hatta bir tanesinin zeytinyağı işliği olduğu daha net görülür ki yağı almak için yapılmış kare planlı kısım oldukça belirgindir.

İsa’nın annesini emanet ettiği İncil Yazarı Aziz Yuhanna’nın mezarı ve ona atfedilen en büyük kilise Ayasuluk Tepesi’nde, Selçuk’tadır. Üzerinde yükseldiği tepe de Ayasuluk Tepesi olarak en az beşbin yıldır iskân gören bir höyüktür. Bu haliyle burası bir arkeolojik park, tarihi mekânlar bütünü ve çok değerli kültürel varlıktır. Bu varlığı tanımak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak kutsal görevdir, kültürel sorumluluktur.

Yazıyı hazırlarken Ayasuluk Kalesi ve Aziz Yuhanna Bazilikası kazı ekibi başkanı Sayın Yrd. Doç. Dr. Mustafa Büyükkolancı’dan ve kitaplarından çokça yararlandım. Bu değerli bilim adamımıza tekrar teşekkür ediyorum. Kendisine minnettarız.

Asil S. TUNÇER

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

İlginizi çekebilir

Türkçe ve Türk Kültürü

Türkçe ve Türk Kültürü

reklam rehber selçuk izmir
Tema Tasarım | OzTurk